SÜNBÜL EFENDİ

SÜNBÜL EFENDİ, İstanbul’un tanınmış velîlerinden.
İsmi Sinan-üddîn-i Yûsüf Efendi’dir. Halveti yolunun
büyüklerindendir. Sünbül Sinan olarak şöhret
buldu. Merkez Efendi’nin hocasıdır (Bkz. Merkez
Efedi).
1451 yılında Merzifon’un Borlu kasabasında
doğdu. Ondört yaşına kadar Merzifon’da ilim tahsil
etti. Sonra İstanbul’a geldi. İstanbul’da Sultan İkinci
Bâyezid Hân devrinin büyük ve değerli âlimlerinden
uzun seneler ders aldı. İlim tahsilini bitirdiği zaman
otuz yaşını doldurmuş bulunuyordu.
Sünbül Efendi, daha birçok âlimlefden ders alıp,
ilim sahibi oldu. Daha sonra, tasavvuf yolunda da ilerlemek
için, Halveti tarikâtının büyükleıinden Muhammed
Hamîdüddîn Cemali’nin talebesi oldu.
Hamîdüddîn Cemâlî kazasker oğlu olduğu için, kendisine Çelebi Halîfe deniliyordu. Çelebi Halîfe’nin hizmetinde
bulunan Sünbül Sinan Efendi, o büyük zatın
gözbebeği oldu. Üç yıl da tasavvuf yolunda çalışarak
çok olgunlaştı.
Çelebi Halîfe, Sünbül Efendi’yi halkı irşâd için
Mısır’a gönderdi. Herkes Mısır’a ilim öğrenmeye giderken
Sünbül Sinan Efendi Mısır’a, öğrendiği ilim ve
edebî yaymağa gitti. Mısır Hükümdarı Kaçmaz Sultan,
O’na büyük hürmet gösterdi. Kendi yaptırdığı câmide
halka hak ve hakîkatı, doğru yolu göstermesini ricâ etti.
Mısır ulemâsı tarafından da çok hürmet gördü. Hepsi
de Sünbül Efendi’nin ilim, irfan ve faziletine hayran
oldu.
Sünbül Efendi, Mısır’da üç yıl kaldı. Mısır’da bulunduğu
sırada bir gün Çelebi Halîfe’den bir mektup aldı.
Mektupta “Mekke-i Mükerreme’de buluşalım” yazmıştı.
Mekke-i Mükerreme’ye vardığında, hocasının
yolda vefât ettiğini öğrendi. Çok üzüldü. Hocası olan
Çelebi Halîfe’nin vasiyetnâmesinde şunlar yazılı idi.
1- Kendisinin, Kâ’be-i muazzamaya gidecek hacıların
yolu üzerine defnedilmesi,
2- Sünbül Efendi’nin kendisinin yerine geçip,
Kocamustafapaşa’daki dergâhında talebe yetiştirmesi,
3- Kızı Sâfiye Hatun’un Sünbül Efendi’ye nikâh
edilmesi.
Sünbül Efendi, Hac farizasını edâden sonra, vasiyeti
yerine getirmek üzere İstanbul’a geldi. Kocamustafapa­
şa’daki yerine yerleşti. Safıyye Hanım’ı nikâh etti. 37
sene yorulmadan talebelerine ilim öğretti. Yolunu şaşı­
ranlara yardımcı oldu.
Zamanında Kocamustapaşa’daki Sünbül Efendi
dergâhı, padişahların bile ziyâret ettikleri bir edeb, irfan
ve hikmet yeri oldu.
Sünbül Efendi’ye İstanbul ulemâsı da çok hürmet
etti. Osmanlı Şeytıüı-ıslâmlannın en büyüklerinden
Ahmed İbn-i Kemal Paşa da O’nu çok sever, hürmet
eder ve karşılaştıkları yerlerde kendisinin üst tarafına
oturturdu. Ömrünün sonuna kadar, va’z ve nasihat
ederek insanları irşad ile doğru yola, iyiliğe ve hayrı
sevketmekle meşgûl oldu.
1529 senesinde 80 yaşında iken İstanbul’da vefât
etti. Cenaze namazını Şeyhül-islâm Ahmed İbn-i Kemel
Paşa kıldırdı. Kocamustafapaşa’daki dergâhında defn
edildi.
Risâlet-ül-edvâr, Tahkîkıyye adlı eserleri ve İlâhileri
vardır.
Sünbül Sinan Efendi daha ilim tahsil ettiği sıralarda
bir gece şöyle bir rüyâ görür:
“Bir kuyunun başına, su almak için halk toplanmış­
tır. O kalabalığın arasına kendisi de karışır. Halkın
arasına karışmasıyla birlikte kuyudaki su ağzına kadar
yükselir ve herkes gibi kendisi de kolayca su alır.”
Bu rüyâsını hocası olan CemâlüddînHalveti’ye anlatınca
hocası,
“- Sünbül Sinân! Senin gönlünde Allahü teâlânın
muhabbeti vardır” buyurdu.
Talebelerinden Maksud Dede anlatır:
“Ben san’at ehli bir kişi olup, san’atımla uğraşırdım.
Bir Cuma günü halk acele acele câmiye gidiyordu. Ben
de gittim. Habib Molla adında mübârek birinin gelip
va’z ettiğini öğrendim. Va’zını dinledim, sözleri kalbime
tesir etti. Va’zdan sonra elini öptüm ve kendisine
talebe olmak arzumu söyledim. Bana buyurdu ki:
“Seni irşad edecek kimse henüz yok.”
Aradan onbeş yıl geçti. İstanbul’a gittim. Bir Cuma
günü bir câmiye girdim. Birisi va’z ediyordu. Dinledim,
sözleri kalbime tesir etti. Kalbim nur ile doldu. Cemâatten
birine sordum:
“Va’z eden kimdir?”
“Sünbül Sinan Efendi’dir.”
Va’zdan sonra huzuruna vardım. Elini öptüm.
Bana buyurdu ki:
“Bundan on beş sene önce Habib Molla’mn elini
öptüğün zaman, onun sana söylediği söz hatırında
mıdır?”
Şaşırarak dedim ki:
“Bunu size kim söyledi?”
“Hakkın yolunda olanlar için bunun gibi şeyler bir-
şey değildir. .Asıl maksat başkadır.”
Yavuz Sultan Selim Hân, Mısır Seferi’ne giderken
Şam’a uğradı. Bu seferin neticesini merak etmişti. Yardımcılarından
birini huzuruna dâvet ederek dedi ki:
“Bizi bu hususta ferah ve sürûra kavuşturacak bir
Allah dostu varsa niyetimizi ona açalım. Bakalım ne
buyurur?”
“Devletlüm sizin bu meselenizi hâlledecek biri vardır.
Kendisi Emevi Câmii’nin bir köşesinde eski bir
abaya bürünüp Allahü teâlâyı zikirle meşgûldür.”
Yavuz Sultan Selim Hân,.sabah erken Emevi Câmii’
ne gitti. O zâtı gördü. Yanına varıp selâm verdi. Yavuz
Sultan Selim Hân, henüz bir şey söylemeden o zat
buyurdu ki:
“Mısır’ın fethi sana müyesser olacaktır. Allahü teâlâ
yardımcın olsun. Muzaffer olarak İstanbul’a döndüğün
zaman oradaki Sünbül Sinan hazretlerinden gâfıl olma!”

Share This:

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)