ŞEYTAN

ŞEYTAN, Alın. Salan, Fr. Satan İng. Satan, devil.
Allahü teâlâ’nın yarattığı mahlûklardan biri. Şeytan,
kibir ve gururu sebebiyle Allahü teâlânın rahmetinden
uzaklaştırılan İblis’in ve ona tâbi olanların bir sıfatıdır.
Bu sıfat, ilk defa İblis için kullanılmış olduğundan, onun adı olarak da meşhur olmuştur. Şeytan, birine
muhalefet etmek, toprağa girmek, iple bağlamak… gibi
manaları yanında, “uzak olmak” manasına da gelir. En
meşhur ve en çok kullanılan şekli ile, Allahü teâlânın
rahmetinden uzak kalması sebebiyle İblis’in adı olmuş­
tur. Şeytan, Arapça “şetane” kelimesine bir “y” harfinin
eklenmesi ile türetilmiş bir kelimedir. Böyle olan
“Şeytane” kelimesi lügâtte, “âsi, serkeş, itaatsiz, habis,
pek kötü olmak; şeytanın yaptığını yapmak, rahmetten
uzaklaştırılmak” manalannadır. Bir isim olarak şeytan
kelimesi de, “iğfal edici, ayartıcı, ifsat edici, yaygaracı,
baş belâsı, rahat vermeyen, insanı haktan, rahmetten
uzaklaştırıcı” manalarına gelir.
Şeytan, insanların gözleriyle göremedikleri varlıklardandır.
İnsanlık tarihi boyunca hemen hemen bütün
insan topluluklarının inançlarında, “şeytan” isimli bir
varlık muhakkak yer almıştır. Günümüzde de İlâhî dinlere
mensup olanlar ve temeli felsefeye dayalı bazı inanışlar
ile Amerika, Afrika ve Asya’daki küçük kabileler
arasında yaygın totem inançlarının çoğunda şeytan
muhtevalı varlıklara yer verilmiştir. İlk insan ve peygamber
Hz. Âdem (a.s.)’dan bu yana insanlığa peygamberler
vasıtasıyla tebliğ edilen bütün İlâhî dinlerde
şeytanın varlığı insanlara bildirilmiş ve maksadının
insanları Allahü teâlâ’ya âsi ederek cehenneme sürüklemek
olduğu tekrar tekrar haber verilmiştir. İnsanlar
zamanla çoğalıp dünyanın çeşitli yerlerine yayılmışlar
ve bu arada hak olan dinlerini unutmaya, değiştirmeye
ve kendi akıllarından yaptıkları ilâve ve çıkarmalarla
bozmaya başlamışlardır. Tarih boyunca gönderilen
peygamberler, insanlann dinlerini yeniden tazelemişler,
imanlarını düzeltmişlerse de, bir müddet sonra insanlar
yeniden doğru yoldan ayrılmışlardır. Peygamberlerin
tebliğ ettiği ve insanlann çeşitli reformlar, konsül veya
kral kararları, filozof müdahaleleri, kötü din adamı
entrikaları ve şahsî düşünceler ile bozdukları İlâhî dinlerin
en son örnekleri Yahudilik ve Hıristiyanlık’tır.
Günümüzde Hıristiyanlık, Yahudilik dinleri ile diğer
inançların hepsinde bildirilen iman esasları, insan eli ve
düşüncesiyle tahrif edilmiş olduğu gibi “şeytan” hakkında
bildirdikleri de insanların hayal ve vehimlerinden
uydurulmuş şeylerden müteşekkildir. Dolayısıyla İslâm
dünyası dışındaki insanlar arasında yaygın olan “şeytan”
inançları, “şeytan” tasvirleri ve hikâyelerinin gerçekleilgisi
ya hiç yoktur veya çok azdır. Son yıllarda roman,
filim, hikâye, karikatür, resim, v.s. gibi sanat dallarında
karakterize edilmeye çalışılan “şeytan” temaları ve tipleri
de tamamen uydurmadır. Dinî ve İlmî kıymetleri
yoktur. Bunlar, şeytanı anlaşılamaz, başa çıkılamaz,
varlığı şüpheli, insanoğlunun şeytan karşısında âciz
ve âdeta onun esiri olduğunu benimseyen anlayışların
ürünü olduğu gibi, tarih boyunca ve günümüzde şeytana
tapınanlar da bulunmaktadır (Bkz. Yezidîler).
Böyle inananlarda ise şeytan, tapınılacak kutsal bir varlık
olarak takdim edilmektedir.
Şeytan hakkında, Allahü teâlâ’nın insanlara bildirdiği
en son bilgi, İslâm dininde mevcuttur. Kur’ân-ı
kerim’in pekçok âyeti ile bir kısım hadîs-i şerifler, insanlara
şeytanın varlığının yanısıra, evveli, şimdiki hâli,
geleceği, insanları aldatma ve kötü yola sürükleme usulleri
ile şeytandan korunma çarelerini anlatmaktadır.İslâm âlimlerinin kitaplarında uzun yer alan bu bilgiler
kısaca şöyle özetlenebilir:
Allahü teâlâ, melekleri, insanları ve cinleri kendisine
ibadet etmeleri için yaratmıştır. Kur’ân-ı kerimde Zariyet
sûresi 56. âyetinde “İnsanları ve cinni, bana
ibadet etm eleri için ya ra ttım .” buyuruyor.
İnsanlar topraktan, melekler nurdan ve emler de ateş­
ten yaratılmıştır. Hicr sûresi 27. âyetinde, “Â dem ’
den önce, cinlerin babası olan Cân’ı ateşten
ya ra ttık ” buyuruldu. Şeytan, cin taifesine mensuptur.
Asıl adı İblis olan şeytanın bir diğer adı da Azazil’
dir. Cinlerin yaratılması, insanların yaratılmasından
Î
:ok öncedir. Aralarında uzun devirler geçmiştir,
slâm âlimlerinden Muhyiddin-i Arabi’ye göre, bu
zaman, dörtbin yıldan az değildir.
Melekler, yaratıldığı zamandan itibaren ibadete
başladılar. Hiç isyan, itaatsizlik yapmadılar. Cân’ın
evlatları olan cinlerin, Allahü teâlâya isyanları çoğalıp,
fesatlıkları artınca zaman zaman helâk edildiler.
İsyan ve taşkınlık yapmamaları için kendilerine
Allahü teâlâ tarafından dinler gönderildi. Aralarından
en iyileri vali seçilip, görevlendirildi. Yeryüzünde
fesat çıkarmamaları ibadet ve taatla meşgûl olmaları
için, bunlar tarafından nasihatler edildi. Cinlere nasihat etmesi için görevlendirilenlerden biri de Azazil
(Yani İblis) idi.
Cinlerin fenalıklarına bulaşmayıp bir köşeye çekilerek
ibadetle meşgûl olan İblisin edebinin ve ibadetlerinin
çokluğundan, melekler ona imrendiler ve
(Böyle kimsenin meleklerle olması uygundur) dediler.
Meleklerin bu arzusu ve duâsı kabul edildi. Cenab-ı
Hak, Azazil’i dünya göğüne çıkardı. İbadetinin çokluğuna
bütün gök melekleri şaşıp imrendiler. Böylece
yedinci kat göğe kadar götürüldü. Cennet meleklerinin
reisi olan Rıdvan, (Ya Rabbi! Bütün gök tabakalarındaki
melekler, onun ibadetiyle haz duydular,
zevklendiler. Birkaç gün de Cennettekiler ondan istifade
etsinler) dedi. Hak teâlâ kabul buyurup, Azazil’i
Cennete aldı. İbadete devam etti. Arş-ı alâda yakuttan
bir minber üzerinde oturur. Melekler başı ucunda
nurdan bayrak tutarlardı. Bu vaziyette, meleklere
va’z ve nasihat ederdi. Etrafına o kadar melek toplanırdı
ki, sayısını Allahü teâlâ bilirdi.
Azazil, böylece ibadete nice yıllar devam etti. Bir
zaman geldi ki, zamanla çoğalan cinlere nasıl ibadet
edeceklerini öğretmek, bunları Hak yoluna çağırmak
için Allahü teâlâdan izin istedi. Kabul olup, bir kısım
melekler ile beraber yeryüzüne indiler. Bu kavmi
doğru yola davet ettiler. Az kimse itaat etti. Azgınlık
ve taşkınlık gösterenlerin çoğunu öldürüp, yeryü­
zünü bunlardan temizledi. Allahü teâlâ yeryüzünün
idaresini de ona verdi. Azazil (İblis), kâh göklerde,
Hak teâlâya ibadet eder, kâh Cennette meşgûl
olurdu. Ne zaman ki, yerin ve göklerin idaresi kendisine
verildi. Benlik sıfatı, gurur ve kibirlilik hâli meydana
çıktı. Kendi kendine dedi ki: “Eğer Hak teâlâ:
benim işimi, başka bir kimseye verirse ona ibadetten
geri dururum. Zira ilim ve amel bakımından benden üstün kimse yoktur. Benden başka bu hilâfet (idarecilik)
işine lâyık kimse olmaz.”
Yine bu halde iken, meleklerden bazıları Levh-i
mahfuza baktılar. Gördüler ki, Allahü teâlâya yakın
olanlardan birisi pek yakında gazab-ı ilâhîyeye uğrayıp
mel’un ve rahmet-i İlâhîden tard edilir, uzaklaştı­
rılır. Derhal Azazil’in huzuruna geldiler. Azazil,
onları üzüntülü görüp sebebini sorunca, melekler
gördüklerini haber verdiler ve bu musibetten kurtulmak
için duâ istediler. Azazil dedi ki: (Bu belâ bize ve
size değildir. Ben yazıyı senelerdir görüyorum. Kimseye
söylemedim). Onlar, duâ etmesi için ısrar ettiler.
Azazil el kaldırıp şöyle duâ etti: (Ya Rabbi! Bunları
bu belâdan emin eyle!) Gururundan kendisini söylemedi
ve kalbine zerre^ kadar bile korku gelmedi. Bu
hâl, sonsuz olarak, İlâhî rahmetten mahrum kalmasına
ve hüsranına sebeb oldu. O belâ, kendine geldi.
Bundan sonra İblis, Cennete varıp kapısında şu
yazıyı gördü: (Benim bir kulum vardır. Onu çeşitli
nimetlerle mükert-em kıldım. Yerden-göğe, göktenCennete
ulaştırdım. Sonra ona birşey emretsem, yapmaz).
İblis, bu yazıyı okuduktan sonra uzun zaman
devamlı olarak bütün ibadet ve itaatim bırakıp, hakkında
yazı yazılan o kimseye lânet etti. İblis, levh-i
mahfuza baktığında gördük ki: (Eûzü billahimineş-
şeytanirracim) yazılı idi. Dedi ki: (-Yâ Rabbî! Bu
şeytan kimdir?) Hak teâlâ buyurdu ki: (- K ullarım
d a n b ir is id ir k i, ona n ice n im e tle r
veririm . O ise benim em rim i dinlem ez. Ben de,
onu zelil, h akir eder, Onu rahm etim den tard
ederim .) İblis (-Yâ Rabbî, onu bana göster. Onu
helâk edeyim) dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: (- Yakında
görürsün). İblis, yerde ve gökte bin yıl secde ettiği
yerden başını kaldırdığı zaman, (İblise İâ’net olsun!)
yazısını gördü.
İblis (Azazil), emrindeki cinler ile birlikte yeryü­
zünde yerleştiler. Bu toprağa gönül bağladılar.
AUahü teâlâ bunlara, “Ben, yeryüzüne halife
yaratacağım ” buyurdu. Daha önce yeryüzünün
sahibi olarak yaratılan, idaresi kendilerine verilen
cinlerin fesadını, azgınlığını görüp bilen melekler,
(Yâ Rabbî! yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökecek
olanları mı yaratacaksın?) dediler. Bu suâlleri, isyan
etmelerinden, Allahü teâlânın işine karışmalarından
değil, bunun hikmetini anlayamadıklarındandır.
Nitekim Allahü teâlâ, “Sizin bilm ediklerinizi ben
bilirim” buyurarak cevap verdi.
Topraktan yaratılan ilk insana ruh verilip, yeryü­
zünün en şerefli varlığı olduğu meleklere ve cinlere
bildirildi. Bunlara, (Adem ’e secde ediniz!) emri
verildi. Önce Cebrail aleyhisselâm secde etti. Sonra
sıra ile Mikâil, İsrafil, Azrail ve diğer bütün melekler
secde ettiler. Secde eden bütün meleklerin her biri,
Allahü teâlâ tarafından çeşitli hizmetleri görmekle
şereflendirildi ve hepsine “ Günahsızlık berâtı”
yazıldı. İblis, kibir ve gururundan secde etmedi.
Melekler uzun zaman secdede kaldılar. İblis’i öylece
duruyor ve Âdem aleyhisselâmın tarafına bakıyor
gördüler. Allahü teâlânın emrine itaat ettiklerine şükredip
bir daha secdeye vardılar. Onun için namazda,
iki defa secde yapmak emir olundu. Hak teâlâ İblis’e: “Ey M el’un! Â dem ’e niçin secde etm edin?”
buyurduğunda, İblis dedi ki: (Ben, ondan hayırlıyım.
Beni ateşten, onu ise topraktan yarattın. Ateş lâtif, saf
ve ışıktır. Elbette topraktan yüksektir). Bu bozuk
fikrini ve yanlış kıyasını ileri sürdü. Böylece Rabbine
karşı büyük hata etti. Zira toprak ateşten birçok
bakımdan üstündür. “Tevazu e ^ni, Allahü teâlâ
y ü k se ltir” hadîs-i şerifi buna bir delildir.
İblis, hakikati saklayıp ken. ini ve ibadetlerini
övmeye başladı. Ateşin, topraktan üstünlüğünü
kendi bulduğu delilleri göstererek iddia etti. Ateşin
ziya ve parlaklığını söyleyip, bu toprakta bulunmaz
dedi. Toprağın ayıp ve kusurlarını sayıp, onu utandırmak
istedi. Ateşte bulunan ziya, parlaklık, gök kubbede
bulunmaz. Onda olan nur, güneşte olmaz. Ateş
çiğleri pişirir, hamları olgunlaştırır, dedi. Bu esnada
Allahü teâlâdan bir nida gelip buyurdu ki: ‘‘-E y m el’
un! Boş lafı bırak, bilm ez m isin ki, kendini
büyük görenlerin hizm eti kabul olmaz. Ve
benim yanım da kibirlen en ler, büyüklük taslayanlar
y e r bulamaz. Tevazu edenlerin şanı
büyük ve y e ri yü ksek olur. Şunu bil ki, ateşin
işi daima ızdırap, toprağın hâli sakinliktir.
Izdırap ehli, sükûn sahipleriyle ayru olamaz.
İyilerin yeri olan Cennetin esası topraktır ve
misk kokar. Halbuki orada ateş yoktur. Ateş,
düşmanların azabına bir âlettir. Ateşin yeri olmadığı
için toprağa muhtaçtır. Toprak ise ateşe
muhtaç değildir. Toprak ile şehirler mamur olur.
Ateş herşeyi harap eder. Onun için toprağın üstünlükleri
sayılmakla bitmez, yazm akta tükenmez.
E y m el’un! Sen sus da, senin asıl m adden
olan ateş ile, benim halifem olan  dem ’in
m addesi olan toprak m ücadele etsin ler ve her
biri delillerini göstersinler!” Ateş, hemen söze
başlayarak, toprağa karşı üstünlüklerini saymaya
koyuldu. Toprak ona karşı haklı olduğuna dair
makul deliller getirmesine rağmen, İblis kibir ve gururundan
dolayı kimseyi dinlemiyordu. Bu kibirli ve
gururlu hâli, Allahü teâlânın rahmetinden kovulmasına
ve ebedî olarak Cennetten mahrum kalmasına
sebep oldu. Cehenneme gideceklerin ilki ve önderi
oldu. İblis, rahmetten kovulup uzaklaşınca “ Şeytan”
oldu.
İblis, şeytan olduktan sonra kendisine kıyâmete
kadar ömür verilip, serbest bırakıldı. Âdem aleyhisselâmın
evlatları olan insanlara, dünyada imtihan edilmek,
denenmek için üç din düşmanı yaratıldı. Bunlar;
İblis yani Şeytan, insanın kendisi, yani nefsi ve kötü
arkadaştır. Bu üç düşmandan en kütüsü de, kötü
arkadaştır. Allahü teâlânın razı olduğu hak yoldan
insanları saptırmak için uğraşacağına söz alan ve
kıyamete kadar da kendisine mühlet verilen Şeytan,
herkese zarar yapmaya çalışır. İnsanın, besmelesiz ve
haramdan yediği yiyeceklerle ve içeceklerle damarlarında
dolaşmakta, midesine yerleşmekte ve kalbine
vesvese vermektedir. Bu haliyle insanlarda çeşitli
maddî ve manevî hastalıklara sebep olmaktadır.
İnsanları aldatmak için en çok yalan, gıybet, koğuculuk,
namazı terk ve tehir ettirmek, faiz, kumar… v.s.
gibi günahları alıştırmaktadır. İçki, fuhuş, zina ve kumar onun büyük yardımcısıdır. Bunları yaptırmak
için kendisine, çocukları, insanlardan ve cinlerden
kötü yolda olanlar yardımcı olur.
Şeytanın, insana bütün kötülükleri yaptırmak için
bir gücü, kuvveti yoktur. O sadece kalbe vesvese
veli», bir şeyi güzel gösterir. Nefsine ve kötü arkadaş­
larına aldanıp mağlup olan insan, onun vesvesesine
kanıp kötü işleri yapmaya başlar. Allahü teâlâyı
unutmayanlara, daima onun zikri ile meşgûl olanlara,
her işinde İslâmiyetin emir ve yasaklarına uygun
davrananlara, haram ve şüphelilerden sakınanlara,
zararı dokunamaz. Allahü teâlânın hâlis, seçilmiş
kulları, şeytanın şerrinden muhafaza altına alınmış­
tır. Şeytan, insanoğlu son nefesini teslim edinceye
kadar onunla uğraşır ve son nefeste imansız gitmesi
için elinden geleni yapmaya çalışır. Son nefeste imansız
ölmemek için şeytanın sevdikleri kötü işlerden
uzak durmak gerekir.
Şeytanın (İblis’in), Allahü teâlâya isyan edişi ve
yeryüzünün halifesi olarak yaratılan Âdem aleyhisselâma
hizmet ve ta’zim için emredilen secdeyi yapmadığı
Kur’ân-ı kerîmde açıkça bildirilmektedir. Âyet-i
kerimelerde buyuruldu ki:
“ Ve hatırla ki, o v a k it m eleklere: Â d em ’e
secde edin! diye em rettik. M elekler hem en
secde ettiler. Yalnız İblis, dayattı. Secde
etm eyi, kibrine yedirem edi ve kâfirlerden
oldu.” (Bakara, 34).
“Sonra da m eleklere: (Âdem ’e secde edin),
dedik. H em en secde ettiler. Fakat İblis, secde
edenlerden olmadı. Allahü teâlâ, İb lis’e: (Ben
secde et, d iye em retm işken, seni em rim e
uym aktan men eden sebep neydi?) buyurdu.
İblis: (Ben ondan hayırlıyım . Zira beni ateşten
ve Onu çamurdan yarattın) dedi. (Bu sözü ile
İblis, ilk defa kibir yolunu açmış oldu. Hadîs-i şerifte,
“İlk defa k ıya s yapan İb lis’tir. Lâkin k ıya ­
sında hata etm iştir. Kim , kendi görüşü ile dinî
bir şe ye kıyas ederse, A llah İb lis’i ona dost
< tular” buyuruldu.). Allahü teâlâ, (ö yleyse hemen
in! Sana orada kibirlenm ek gerekm ez. H aydi
çık, git!Z ira sen alçaklardansın!) buyurdu. İblis:
(Bana -insanların- ba’solunacakları güne, yani yeniden
dirilecekleri kıyâmet gününe kadar mühlet ver) dedi.
Allahü teâlâ da, “Sen m ühlet verilm işlerden sin ”
buyurdu. İblis: (-Madem ki, beni rahmetinden kovdun.
Buna karşılık ben de, yemin ederim ki, onları
saptırmak için her halde senin doğru yolunda oturacağım
Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından
sollarından sokulacağım. Yoldan çıkarmaya
çalışacağım. Çoğunu emirlerine itaat ve nimetlerine
şükreder bulamıyacaksın) dedi. Allahü teâlâ
“Kınanm ış ve rahm etim den kovulm uş olarak,
oradan çık! Yemin ederim ki, Cehennem i
sen in le ve  dem oğu lların dan san a ita a t
e d e n le rle d o ld u ra ca ğ ım ” buyurdu. (A’raf
sûresi, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18.).
“H ani biz m eleklere: Â dem ’e secde edin
dem iştik de hem en secde etm işlerdi. A ncak
İblis, secde etm em işti. Zira O, cindendi. Rabbinin
em rinden dışarı çıkm ıştı (isyan etmişti). Ey Âdem oğulları, hepei size düşman iken, Beni
bırakıp da Onu vezü rriyetin i m i dost edin iyorsunuz?
Zâlim ler için, ne çirkin bedel!” (Kehf
sûresi, 50).
Şeytanın, insanlara düşman olduğu ve onları
kıyamete kadar doğru yoldan ayırmağa uğraşacağını
bildiren âyet-i kerîmelerde de buyuruldu ki:
“İsra f edenler, şeytanların kardeşleridir.
Şeytan ise Rab bine karşı nankördür” (İsra, 27).
” . . . Şeytan , gerçekten insanların apaçık
düşm anıdır”. (İsra, 53).
“E y iman edenler! K ötülük ve hayasızlığı
ya ya ra k şeytan ın vesvesesin e (adımlarına, hilelerine)
uymayın, (gittiği yola gitmeyin’.) K im şey tanın
izinde giderse, o çirkin ve dinin inkâr ettiği şeyleri
emreder. Şayet Allahü teâlânın fazlı
(ihsanı) ve rahm eti olmasaydı, içinizden hiç
kimse, ebediyyen kirlilikten temizlenemezdi.
Allahü teâlâ, dilediğini tem iz kılar. Allah, her
sözü işitir ve kalblerinizdekini tam am ıyle bilir”
(Nûr sûresi, 21).
“Zira şeytan, sizin eski bir düşmanmızdır.
Siz de (inançlarınızda, fiillerinizde) onu düşman
bilin (her halinizde ondan sakının!) O, kendisine tâbi
olanları, Cehennemlik olsunlar diye (heveslerine ve
dünyadaki haramlara meyletmeye) davet eder”
(Fâtır sûresi 6).
“K âfirler ve münafıklar Cehenneme sürüklenirken:
-Ey Âdemoğulları! Ben size, şeytana
ibadet etm eyin! (Ondan sakmm!) Zira o, sizin
apaçık düşmanmızdır. Bana ibadet edin! İşte
doğru y o l budur diye emretmedim mi? denilir.
Yemin ederim ki, o, içinizden çoğunuzu dalâ­
lete, sapıklığa düşürdü. A k lın ızyo k muydu?{Ki,
tuzağına düştünüz?). İşte bu, size v a ’d olunan
Cehennemdir!” (Yasin sûresi, 60-61-62).
“Şüphesiz şeytanlar, onları doğru yoldan
çıkarırlar. Halbuki onlar, kendilerini hidayetteyiz
(doğru yoldayız) sanırlar ” (Zuhruf sûresi 37).
Şeytanın, insanlara düşmanlığını haber veren hadîs-i
şeriflerde buyuruldu ki:
“Sizden herhangi birinize şey tim gelir de:
Şunu böyle kim yarattı?, Şunu böyle kim
yarattı?, En sonu; Rabbini kim yarattı? diye
vesvese verir. İmdi Şeytanın vesvesesi Rabbinize
kadar erişince, o vesveseli kişi hemen
“Eûzü bi’ilahi mine’ş-şeytâni’rracîm ” diyerek
Allahü teâlâya sığınsın ve vesveseye son
versin.”
“Fena rüya şeytandandır. Biriniz korkunç yani
karışık rüya gördüğünde, hemen sol tarafm a
tükürüp, üflesin ve o rüyanın şerrinden Allahü
teâlâya sığınsın (Eûzü bi’llahi mine’ş-şeytâni’rracîm)
desin. Bu suretle o rüya gören kimseye zarar
veremez.”
“Şeytan, insan vücudunda deveran eden kan
m esabesindedir. ”
“Sizin biriniz uykusundan uyanıp da abdest
aldığında burnundaki nesneyi, nefesiyle üç defa
dışarı çıkarsın! Çünkü şeytan uyuyanın genzinde
geceler.” “Sizin biriniz gece uyuyunca, şeytan onun
boyun köküne üç düğüm düğümler. Her düğüm
yerine; “Senin için uzun bir gece vardır rahat
uyu” diyerek eliyle vurur. O kim se uyanıp (Kur’
ûn-ı kerîm okuyarak, teşbih ve tehlil ederek)
Allahü teâlâyı anarsa, bir düğüm çözülür.
Abde8t alırsa bir düğüm daha çözülür. Nam az
da kılarsa, şeyt&run düğümlerinin hepsi çözü­
lür. A rtık o teheccüd sahibi gönlü hoş ve neşeli
bir halde sabaha dahil olur. Fakat zikretm ez ve
abdest alıp namaz kılm azsa, gönUl kirli ve uyu­
şuk bir halde sabaha girer.”
Allahü teâlâ, İblise Resûlullaha giderek soracağı
bütün sorulara cevap vermesini emretti.
Yaşlı bir insan kılığına girerek Peygamber aleyhisselâmın
huzuruna vardı. Resûlullah efendimiz buyurdu
ki:
— Sen kim sin?
— Ben İblisim.
— N için geld in?
— Allahü teâlâ gönderdi. Soracaklarına cevap
vermemi emretti.
— O halde söyle, düşm anların k im lerd ir ?
— 1- Başta sen, 2- Adil Sultanlar, 3- Mütevazi
zenginler, 4- Dürüst tüccarlar, 5- İhlâslı ve ilmiyle
âmil olan âlimler, 6- Dini yaymak için hizmet edenler,
7- İnsanlara karşı merhametli olanlar, 8- Tevbe-i
nasûs üzere tövbe edenler, 9- Haramdan kaçanlar,
10- Daima abdestli bulunanlar, 11- Daima hayır ve
hasenâtta bulunanlar, 12- Güzel huylu olanlar, 13-
İnsanlara faydalı olanlar, 14- Tegannîsiz tecvîd ile
güzel Kur’ân-ı kerîm okuyanlar, 15- İnsanlar uykuda
iken gece namaz kılanlar.
— Ya senin dostların kim lerd ir ?
— 1- Zâlim sultanlar, 2- Kibirli zenginler, 3- Hâin
tüccarlar, 4- İçki içenler, 5- Kötü yerlerde teganni
edenler, 6- Fuhuş işi işliyenler, 7- Yetim malı yiyenler,
8- Namaz kılmakta ağır davrananlar, 9- Uzun emelli
olanlar, 10- Tez kızıp gazâbını yenemiyenler.

Share This:

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)