ŞAH-I NAKŞİBEND (Behaeddin-i Buhari)

ŞAH-I NAKŞİBEND (Behaeddin-i
Buhari), Evliyanın büyüklerinden, Ehl-i Sünnet’in
önderlerinden ve büyük âlimler silsilesinin onbeşincisi.
Peygamber Efendimizin soyundandır. Buhara’
ya beş kilometre uzakta bulunan (Kasr-ı Arifan)
adındaki köyde 1318 (H. 718) yılında doğdu. Adı
Behaeddin olup; Behaeddin Buhari, Şah-ı Nakşibend
isimleri ile tanınır. Babasının ismi Seyyid Muhammed
Buhâri’dir.
Büyük âlim Şah-ı Nakşibend, Seyyid Emir Külâl’
m talebesidir. Behâeddin Şah-ı Nahşibend’in daha
çocuk yaşlannda iken yüksek bir evliya olacağı yüz
simasından belli idi. Zamanın birçok âlim ve velilerinden
fıkıh ve hadîs-i şerif okudu. Eshâb-ı kiramdan
gelen ilimleri öğrendi. Âlim oldu.
Behaeddin-i Buhari konuşmalannı tane tane ve
muhataplanna dönmüş olduğu halde yapardı. Asla
kahkaha ile gülmez, ancak tebessüm ederdi. Kimseyi
küçük ve hakir görmez, daima güleryüzle karşılardı.
Görünüşü birçok bakımdan Peygamber Efendimize
benzediği gibi kavli, fiili ve bütün hareketleriyle
sünnet-i seniyyeden aynlmazdı.
Yiyecek ve giyeceklerine bir çekirdek bile haram
kanştırmazdı. Bu hususta çok titiz davranırdı. Helâl
kazanmak, kendilerine ve hanesi halkına helâl lokma
temin etmek için çok fazla dikkat eder ve haram
kanşır diye çok korkardı. Şüphelendiği herhangi bir
şeyi hemen çoluk çocuğu yanından uzaklaştırırlardı.
Hanelerinde olsun, talebeleri ile sohbet yaptığı topluluklarda
olsun, “İbadet on kısım dır. Bu ondan
dokuzu helâl rızk talep etm ektir. K alanı salih
am eller ve ibadetlerdir ” mealindeki Hadîs-i şerifi
çok söylerdi.
Fakir olmasına rağmen lütuf ve keremleri bol ve
cömert idi. Bir kimse kendilerine bir hediye getirse o
kimseyi eli boş göndermezdi. Misafire bizzat kendisi
hizmette bulunur, bir başkasına yaptırmazdı. Eğer
haneleri soğuk ise misafirin üşememesi için sırtındaki
elbiselerini ve hatta yattığı yatağı misafire verir, kendisi
döşeksiz yatardı. Misafirin hayvanı varsa
süyunu, samanını bizzat kendisi verirdi. Nafakasını
çalışarak temin ederdi. Eker, biçer, Allahü teâlâ ne
nzık verirse az çok demeden her defasında hamd-ü
senalar ederek şükür ederlerdi.
Hergün yirmi defa kendini ölmüş, mezara konmuş
olarak düşünürdü. Sofra başında: “Kendinizi
Allahü teâlânm huzurunda bilin. Onun verdiği nimeti
yediğinizi unutmayın” derlerdi.
tki defa hacca gidip, ikinci defasında büyük âlim
Hace Muhammed Parisa ile karşılaştı ve ondan çok
istifade etti. Hacdan dönüşte bir müddet Merv’de
kalıp, sonra Buhara’ya gitti. Ömrünün kalan kısmını
orada geçirerek; Hocası Seyyid Emir Külâl’ın vasiyeti
üzerine irşad (insanlara doğru yolu göstermek) görevine
başladı.
Şah-ı Nakşibend ilk zamanlardaki durumlarından
şöyle bahsetmektedir: Biz üç kimse idik. Hak
yolunda ilerlemeye koyulduk. Ama benim düşüncem
bütün masivadan yâni Allâhü teâlâdan başka herşeyden
geçip, Hak teâlâ hazretlerine kavuşmak idi. Allahü teâlânın yardımı erişerek, beni bütün masivadan
kurtardı ve maksadına kavuşturdu.
Bir kimse kendisine: “Sizin yolunuzun esası ne
üzerine kurulmuştur” deyince, Şah-ı Nakşibend:
“Zahirde halk ile, batında Hak ile bulunmak üzere
kurulmuştur” deyip şu beyti okudu:
Kalbinden âşinâ ol, dıştan yabancı görün.
Böyle güzel yürüyüş az bulunur cihanda.
Buyuruyor ki;
‘‘Kendimi yetiştirmek için çalıştığım sıralarda
yolum bir kumarhaneye uğradı. Gördüm ki, nice
kimseler kumar oynar. Kumarcılardan ikisi oyuna
kendilerini öyle vermişler ki, bunlardan birisi yenildi.
Dünyalık namına neyi varsa kaybetti. Arkadaşına
dedi ki, Ey benim dostum! Bu oyundan başımı dahi
versem vazgeçmem. Kumarbazın bu kadar zarar ve
ziyan görmesine rağmen o oyuna olan zevkini
görünce, ben de Hak yoluna taleb için öyle bir gayret
zuhur etti ki, kumarcı bana ders oldu. O günden beri,
Hak yolunu taleb etmekte gayretim hergün biraz
daha artmaktadır.
“ Bir iş ki, Resûlullah yapmıştır, aynen ben de öyle
amel ettim ve hiçbir sünneti ihmâl etmedim. Hepsini
yerine getirdim ve neticesini buldum. Kendimde eserini
gördüm, sünnet-i şerifiye o derece sadık kaldım.
Resûlullah eshabı ile bir seferde bir mekâna indiler ve
buyurdular ki; Bir ateş yakın da ekmek pişirelim.
Eshâb-ı kiram ateşi yaktılar, Resûlullah buyurdu ki;
Herkes bir parça hamur alsın, tennure (fırına) koysun.
Kendileri mübarek ellerine bir parça hamur alıp,
tennure koydular ve kapısını kapadılar, bir zaman
sonra kapağını açtılar, baktılar ki, Eshabın koyduğu
hamurlar pişmiş, Resûlullahın hamuru çiğ. Resûlullaha
uyarak ben de birgün talebelerle beraber bir
tennur (fırın) yaktık. Her birimiz kendi elimizle birer
parça hamur aldık tennure koyduk. Bir zaman sonra
tennuru açtık, gördük ki, müridlerin koydukları
hamurlar pişmiş, benim hamura ateş tesir etmemiş.
Allahü teâlâya hamdolsun bu işte de sünneti yerine
getirdim ve yaptığımın eserini gördüm” .
Zamanında Kıpçak gölü askerleri Buharayı bir
müddet kuşattılar. Buharalılar çok zor günler yaşadı.
Birçok insan öldü. Buhara valisi hususî adamlarından
birini Hazreti Hâceye gönderip: “ Düşmana karşı
koyacak gücümüz yok. Her çaremiz tükendi, plânlarımız
bozuldu. Sizin yüksek kapınıza sığınmaktan
başka yolumuz kalmadı. Bizi bu zâlimlerden siz kurtarırsınız.
Müslümanların onların elinden kurtulması
için, Allahü teâlâya yalvarınız, duâ ediniz. Şimdi yardım
zamanıdır” deyip, ricada bulundu. Hazreti
Hâce: “Bu gece Allahü teâlâya yalvarırız. Bakalım
Allahü teâlâ ne yapar” buyurdu. Sabah olunca, altı
gün sonra bu belânın kalkacağı müjdesini verdi ve:
“Valinize böyle müjde verin” buyurdu. Buharalılar
bu müjdeye son derece sevindiler. Buyurduğu gibi
oldu. Altı gün sonra düşmanın şehri kuşatan askeri
çekilip gitti.
Şah-ı Nakşibend hazretlerinin yolu her bakımdan
Islâm Dînine uygun idi. tmâm-ı Azam Ebu Hanife’
nin mezhebinde bulunduğu herkes tarafından bilinirdi.
“Şah-ı Nakşibend vefât edeceği zaman iki elini kaldırıp, kendi yoluna girenler ile sonradan geleceklerin
hepsi hakkında hayırlı duâ edip, ellerini yüzüne
sürüp Kelimemi tevhid getirerek 1389 (H. 791) tarihinde
Buhara’da (Kasr-i Arifan) şehrinde yetmişüç
yaşında vefât etti. Çok talebe yetiştirdi, kitaplar
yazdı. Evrad, Tuhv ve Hediyye kitapları çok
kıymetlidir.

Share This:

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)