para politikası

hükümetlerin belirli ekonomik
amaçları gerçekleştirmek için kredi,
para arzı ve faiz oranları ile ilgili olarak
yaptığı düzenlemeler. Genellikle maliye
politikası(*) ile birlikte yürütülür. Gerek
maliye, gerekse para politikasının ana amacı
tam istihdamı, yüksek bir büyüme oranını
ve fiyatlarla ücretlerde istikrarı gerçekleştirmektir.
Özellikle II. Dünya Savaşı’nı izleyen
dönemdeki enflasyonist gelişmeler, birçok
hükümeti istikrarı gerçekleştirmenin
temel aracı olarak parasal önlemler almaya
yöneltmiştir.
Para politikasının yürütülmesinde merkez
bankaları önemli rol oynar. Bu alandaki
sorumluluk, örneğin. ABD’de Federal Rezerv
Sistemi’ne, Birleşik Krallık’ta İngiltere
Merkez Bankası’na verilmiştir. Türkiye’de
ise TC Merkez Bankası(*) yanında Para ve
Kredi Kurulu da(*) para politikasının yürütülmesinde
önemli işlevler üstlenmiştir. Para
arzını denetlemede merkez bankalarınca
kullanılan üç temel araç açık piyasa işlemleri^
), iskonto haddi(*) ve mevduat karşılığında
bankaların tutmak zorunda oldukları
nakit rezerv yükümlülüğüdür. Bunların en
önemlisi olan açık piyasa işlemleri, para
arzıyla faiz oranlarını etkilemeye yönelik
olarak devlet tahvil ve bonolarının alım
satımı yoluyla yürütülür. Merkez bankasının
tahvil satın alması ticari bankaların
nakit rezervlerini artırır ve bankalarca verilen
kredilerin miktarının yükselmesine yol
açar. Devlet tahvillerine olan talebin artması
tahvil fiyatlarının yükselmesine ve faiz
oranlarının düşmesine yol açarak yatırım ve
tüketim harcamalarını artırır. Merkez bankasının
tahvil satması ise ters yönde etkide
bulunarak para arzının daralmasına ve faiz
oranlarının yükselmesine yol açar.
İskonto haddi merkez bankalarınca ticari
bankalara verilen kredilerde uygulanan faiz
oranıdır. İskonto haddinin yükseltilmesi ya
da düşürülmesi bankaların kredi faiz oranlarını,
dolayısıyla verdikleri kredi miktarını
etkiler. Ticari bankaların mevduat karşılığında
merkez bankasında tutacakları nakit
rezerv miktarı ise mevduatların belli bir
yüzdesi olarak yasalarla belirlenir. Bu yükümlülük
ticari bankalarca sağlanan krediler
üzerinde bir fren etkisi yapar. Böylece
karşılık oranının artırılması ya da azaltılması
yoluyla toplam kredi miktarı, dolayısıyla
da para arzı etkilenir.
Eskiden altın standardının yürürlükte olduğu
dönemde para politikasının temel
amacı merkez bankasındaki altın rezervini
korumaktı. Ödemeler dengesi açık verdiğinde
ülke dışına yönelik altın akışı olurdu.
Merkez bankaları para arzını azaltarak bu
akışı durdurmaya çalışır, sonuçta fiyatlar,
gelirler, istihdam düzeyi ve ithalat miktarı
düşer, böylece dış ticaret dengesi yeniden
sağlanırdı. Dış ticaret dengesinin fazla vermesi
durumunda ise ters yönde bir politika
uygulanırdı. Bir ülke ekonomisinin istikrarı
dış pazar koşullarına bağlıydı. 1930’larda
işsizlik probleminin ciddi boyutlara ulaşması
ekonominin iç dengesine verilen önemi
artırdı, ama bu alanda daha çok maliye
politikalarına ağırlık verildi.
II. Dünya Savaşı sonrası dönemin enflasyonist
koşulları para politikasına ilgiyi yeniden
canlandırdı. Özellikle 1970’lerin ikinci
yarısında Batı dünyasında enflasyonun 1950-70 ortalamasının üç katma çıkmasıyla
enflasyonla mücadelede maliye politikasının
yerini daha çok para politikası almaya
başladı. Harry G. Johnson, Milton Friedman
ve Friedrich Hayek gibi iktisatçılar
para arzının artması ile enflasyonun hızlanması
arasındaki bağa dikkat çekerek enflasyonun
önlenmesinde, talep ağırlıklı ekonomi
politikalarına oranla sıkı para politikasının
çok daha etkili olacağını savundular.
Ayrıca bak. monetarizm.

Share This:

Hakkında SevgiG.

SevgiG.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)