papalık

Katolik Kilisesi’nde papa(*) unvanını
taşıyan Roma piskoposunun başkanlığındaki
merkezî yönetim sistemi.
Yüzyıllar boyunca tartışmalara yol açarak
gelişen papalık sistemi, papanın mutlak
üstünlüğü ile inanç ve ahlak sorunlarındaki
öğretilerinin yanılmazlığını bir iman hükmü
olarak karara bağlayan I. Vatikan Konsili’yle
(1869-70) bugünkü biçimini almıştır.
Papanın üstünlüğü inancı, ilk Roma piskoposu
sayılan Havari Aziz Petrus’a Hz.
Isa’nın evrensel kilise üzerinde verdiği yetkiye
dayanır.
Roma piskoposluğu, öteki havariler tarafından
kurulduklarını öne süren başka piskoposluklar
karşısında daha 1. yüzyıl sonlarında
onursal bir üstünlük kazanmıştı. 3.
yüzyıl ortalarında Papa I. Stephanus’un (hd
254-257) öğreti alanında evrensel kilise
üzerinde yetkili olduğunu öne sürmesi Kartaca
piskoposu Aziz Kyprianos’la çatışmasına
yol açtı. 4. ve 5. yüzyıllarda, Doğu Roma
İmparatorluğumun başkenti Konstantinopolis
(İstanbul) piskoposluğunun gittikçe
güçlenmesi, Roma’nm üstünlüğünü tehlikeye
soktu. Papa I. Leo’nun bu duruma karşı
çıkması üzerine Doğu Roma imparatorunun
451 ’de topladığı ve büyük ölçüde yönettiği
Khalkedon (Kadıköy) Konsili, Konstantinopolis
patriğinin Doğu’da, Roma piskoposunun
Batı’daki üstünlüğüne denk bir üstünlük
taşıdığını karara bağladı. İki merkez
arasındaki karşıtlık 1054’te Batı (Katolik)
ve Doğu (Ortodoks) kiliselerinin kesin olarak
birbirinden ayrılmasıyla sonuçlandı.
Bunu izleyen yüzyıllardaki siyasal çalkantılar
sırasında papalar ruhani erklerini, koruması
altına girdikleri imparatorların istediği
yönde kullandılar. Roma ve Bizans imparatorluklarının
İtalya üzerindeki denetiminin
ortadan kalkmasıyla, papa yeni Frank ve
Germen krallıkları karşısında Roma İmparatorluğumun
görkeminin temsilcisi durumuna
geldi. II. Stephanus (752-757) gibi
papalar Roma’nm üstünlüğünü sürdürebilmek
için Charlemagne’ı ve onun hanedanını
destekleyerek güçlü bir koruyucuya bağlandılar;
aynca Konstantin’in Bağışı(*) gibi
düzmece belgelere dayanarak İtalya’da siyasal
güç elde ettiler. Buna karşılık papaya
imparatora taç giydirme yetkisini tanımaya
yanaşmayan Charlemagne ve ardılları Roma
ve Bizans imparatorlarının izinden giderek
Frank Kilisesi’ni ve papalığı büyük
ölçüde denetimleri altında tuttular. Bu nedenle
papalar evrensel kilise üzerindeki
ruhani yetkilerini özgürce kullanma olanağını
elde edemediler.
9. yüzyıl sonları ile 10. yüzyıl başlarında
papalık sarayındaki yozlaşma ve İtalya’daki
siyasal koşullar nedeniyle Kutsal Roma-
Germen İmparatorluğu papalığın yönetimini
de ele geçirdi. Papalığın bu sırada çok
gereksinim duyduğu reform, 1949’dan sonra
Papa IX. Leo tarafından gerçekleştirildi.
Leo’nun başlattığı ama VII. Gregorius’un
adıyla anılan reform süreci içinde Tayin
Çatışmasrnın(*) özel bir yeri vardı. Gregorius’un 1075’te kilise görevlerine atama
yapan kilise dışı yöneticilerin aforoz edileceğini
açıklaması, piskoposların ve yerel din
adamlarının seçimini ve çalışmalarını kralların
denetiminden kurtarmayı amaçlıyordu.
VII. Gregorius’un izinden giden ardılları
Hıristiyan toplumunda yalnızca papalığın
önderliğini değil, papalık monarşisinin geçerliliğini
kanıtlamak amacıyla da siyasetle
yakından ilgilendiler. 13. yüzyılda yönetim
ve yargı erkinin papanın çevresindeki görevliler
arasında paylaştırılarak merkezileştirilmesi
mali sıkıntıların artmasına, sonunda
da beneficium’lar (geliri belirli bir kilise
kademesine ayrılmış toprak mülkü) gibi
kilise makamlarının alınıp satılmasına yol
açtı. Bu durum ve papalık sarayındaki öteki
yolsuzluklar papalığın Avignon’da tutsak
kalmasıyla (1309-77) birleşince, kilisenin
yeniden piskoposlarca denetlenmesini
amaçlayan bir hareketin doğmasına ve ayin
düzeni ile örgütlenme alanlarında reform
isteklerinin yoğunlaşmasına neden oldu.
Çoğu sanatı korumaktan çok, kiliseyi güçlendirmek
için siyasal ve parasal destekler
arayan Rönesans papaları, 16. yüzyılda
Reform hareketiyle başa çıkacak ya da bu
akımın önemini kavrayacak durumda değildi.
Ancak Protestanlığın Katolik Kilisesi’nden
ayrılmasından sonra reform isteklerine
boyun eğen papalığın toplantıya çağırdığı
Trent Konsili (1545-63) Karşı Reform(*)
olarak bilinen gelişmeyle sonuçlandı. Bu
konsilin ilahiyat ve kilise yönetimi konularında
aldığı kararlar 20. yüzyılın ikinci
yarısına değin Katolik Kilisesi’nin niteliğini
belirledi.
19. yüzyılda papalığın tutucu siyasal güçlerin
yanında yer alması, kilise içinde liberal
ve modernleşme yönündeki etkilerin zayıflamasıyla,
ayrıca Papalık Devletleri’nin yeni
İtalyan Krallığı’nın dışında kalmasıyla sonuçlandı.
Dünyevi gücünü yitiren papalık,
Katolikler üzerindeki denetimini yeniden
ele geçirebilmek için ruhani gücünü kullanmaya
yöneldi; bu amaçla papanın yanılmazlığı
ve kilisenin mutlak yöneticisi olduğu
gibi savlara sarıldı. Ama Papa XXIII.
Johannes’in 1962’de toplantıya çağırdığı II.
Vatikan Konsili’nin öğreti ve örgütlenme
düzeyinde getirdiği değişiklikler kiliseyi büyük
ölçüde canlandırdı; kilise içinde yeni bir
reform havası, evrensel bir diyalog ve
piskoposların, din adamlarının ve halkın
yönetime katılmasına olanak veren bir ortam
yarattı.

Share This:

Hakkında SevgiG.

SevgiG.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)