panteizm

(Yunanca pan: “tüm” ve theos:
“tanrı”), bir bütün olarak kavranan evrdnin
Tanrı ile özdeş olduğu ve evrende açığa
çıkan bileşik töz, güçler ve yasalar dışında
Tanrı olmadığı öğretisi. Benzer bir öğreti
olan panenteizmde ise Tanrı’nın, varlığının
tümüyle değil, ancak bir bölümüyle evreni
içerdiği görüşü savunulur.
Panteist sıfatını ilk kez usçu düşünür John
Toland Socinianism Truly Stated (1705;
Gerçek Yönleriyle Socinus Tarikatı) adlı
kitabında kullandı. Ad olarak panteizm ise
birkaç yıl sonra onun karşıtlarından biri
tarafından ortaya atıldı. K. C. F. Krause
1828’de kendi felsefesini betimlemek için
panenteizm terimini kullandı. Daha sonra
Doğu ve Batı düşüncelerindeki çeşitli görüşler
bu terimlerle adlandırıldı ya da nitelendi.
Panteizmin çok çeşitli biçimleri vardır.
Bunlar bir bütün olarak doğaya bilinç
atfeden panpsişizmden dünyanın yalnızca
bir görünüş ve temelde gerçekdışı olduğunu
ileri süren akozmik panteizme, ussal Yeni-
Platoncu ya da türümcü görüşlerden sezgici
ve gizemci görüşlere kadar değişir. Hindu
ve Budacı öğretilerde (Vedalarda, Upanishad’larda
ve Bhagavadgita’da) çeşitli panteist
görüşlerin karışımlarına rastlanır. Başta
Ksenophanes, Herakleitos, Anaksagoras,
Platon, Plotinos ve Stoacılar olmak üzere
birçok eski Yunanlı filozof Batı panteizminin
temellerini atmıştır. Panteizm geleneği
Yeni-Platonculuk ve Yahudi-Hıristiyan mistisizmi
aracılığıyla Johannes Scotus Erigena,
Eckart (Üstat), Nikolaus von Cusa,
Giordano Bruno ve Jakob Böhme tarafından
ortaçağ ve Rönesans’ta da sürdürülmüştür.
Batı felsefesinin yakın dönemlerinde panteizm
düşüncesini en yetkin biçimde dile
getiren Spinoza’dır (1632-77). Sonsuz niteliklere
sahip bir tek sınırsız varlığın olabileceğini
öne süren Spinoza’ya göre Tanrı ve
doğa aynı gerçekliğe verilen iki ayrı addan
başka şeyler değildi. Tersi durumunda Tanrı
ve dünya birliğinin Tanrı’dan daha büyük
bir bütünlüğü olurdu. Spinoza Tanrı nın gerekliliğinin dünyanın gerekliliğini içerdiğini,
özgürlük olanağının bulunmadığını
belirtti.
Panteizm dogmalara bağlı Hıristiyan ilahiyatçılar
tarafından yaratıcı ile yaratılan
arasındaki ayrımı yok ettiği, Tanrı’yı belirsizleştirdiği,
aşkın yerine bütünüyle içkin
bir tanrı kavramı öne sürdüğü, insanın ve
Tanrı’nın özgürlüğü düşüncesini dışladığı
gerekçeleriyle reddedildi.
Panenteizm ise, panteizmin birçok türünde
görülen bireysel özgürlüğün ve yaratıcılığın
dışlanması ile klasik Tanrıcılık (theism)
görüşünün özünü oluşturan Tanrı’nın ulaşılmazlığı
düşünceleri arasında orta bir yoldur.
Panenteizme benzer görüşlere Platon’
un Nomoi (Yasalar) adlı yapıtında rastlanırsa
da öğreti 19. yüzyıl Alman İdealizmi
(Fichte, Schelling, Hegel) ve 20. yüzyıl
süreç felsefesi (Whitehead) ile bütünlüğe
ulaştı. Panenteizmin ilahiyat açısından kesin
çözümlenmesi Whitehead’in izleyicilerinden
Charles Hartshorne tarafından gerçekleştirildi.
Hartshorne bu çözümlemesinde
Tanrı’yı organizmaya benzeterek gerçekliğin
bilinen ve bilinmeyen tüm öğeleri olan
bireysel ve yarı özerk hücrelerin bu organizma
tarafından içerildiğini öne sürdü

Share This:

Hakkında SevgiG.

SevgiG.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)