Palladio üslubu

Palladio üslubu, p a l l a d îa n î z m ya da
p a l l a d İo c u l ü k olarak da bilinir, 16. yüzyılın
en büyük ve kuşkusuz en etkili İtalyan
mimarı Andrea Palladio’nun yapıtlarını ve
yazılarını temel alan mimarlık üslubu. Palladio’ya
göre mimarlığa önce akıl, sonra da
klasik mimarlığın ilkeleri egemen olmalıydı.
Klasik mimarlık konusundaki bilgileri o
güne ulaşmış Roma yapılarına ve İÖ 1.
yüzyılda yaşamış Romalı mimar ve kuramcı
Vitruvius’un yazılarına dayanıyordu. Palladio
üslubu açık seçik, düzenli ve simetrik
olma özellikleriyle akılcılığa, klasik biçimtro
libri delVarchitettura”sının (1570; Mimarlığın
Dört Kitabı) İngilizceye çevrilmesi
(1714) ve Sir Colin Campbell’in İngiltere’
deki klasik yapıları incelediği Vitruvius
Britannicus adlı yapıtının ilk cildinin yayımlanmasıyla
(1715) aynı tarihlere denk gelmesi
bir rastlantı değildir. Campbell, Norfolk’taki
Houghton Binası’m (1722) ve
Kent’teki Mereworth Şatosu’nu (1722) bu
yeni, İngiliz Palladioculuğu anlayışında tasarlamıştı.
Mimar olmamasına karşın bu
konuya ilgi duyan Burlington 3. kontu
Richard Böyle ile onun koruması altındaki
William Kent bu dönemin önemli adları
arasındaydı. Burlington, kendi evi olan
Chiswick Malikânesi’ni (1725) Palladio’nun
Rotonda Villası’nın bir yorumu olarak tasarlamıştı.
Norfolk’taki Holkham Binası da
(1734), aynı zamanda İngiliz bahçesini ilk
uygulayan kişi olan Kent’in bir yapıtıdır.
18. yüzyılda Ingiltere’den İtalya’ya ve öbür
Avrupa ülkelerine geçen Palladio üslubu,
bu yolla başta Amerika olmak üzere çeşitli
kolonilere de gitti. Bu yaklaşımın önde
gelen mimarları arasında İtalya’da Francesco
Maria Preti, ABD’de Thomas Jefferson,
Almanya’da Georg Knobelsdorff, Hollanda’da
da Pieter Post ve Jacob van Campen
vardı. Rusya’ya İskoç kökenli Charles
Cameron ve İtalyan Giacomo Quarenghi’
nin götürdüğü Palladio üslubu İsveç ve
William Kent’in Palladio üslubundaki Holkham Binası,
Norfolk, İngiltere
A. F. Kersting
lerden ve bezeme örgelerinden yararlanmasıyla
da Antik Çağ mimarlığına bağlıydı.
Palladio’nun ilkelerini öğrencisi ve izleyicisi
Vincenzo Scamozzi kadar disiplinli bir biçimde
hiçbir mimar uygulamamıştı. Onun
uyumlu oranları araştırma yolundaki çabaları
daha sonra donuk bir akademizme
dönüştü. Palladio’nun izleyicileri, Gian Lorenzo
Bernini’den çağdaş Amerikalı mimar
John Hejduk’a kadar gelen uzun bir zincir
oluşturur.
Palladio üslubunu İngiltere’ye tanıtan Inigo
Jones oldu. Jones Palladio’nun yapıtlarını
kopya etmek yerine, onun koyduğu
ilkeleri-yeniden yorumlama yolunu seçmişti.
1613-14’te çıktığı İtalya gezisinden döndükten
sonra Londra’da Palladiocu bir üslup
yarattı. Yapıtlarından Greenwich’teki
Kraliçe’nin Evi (1616-35), Whitehall’daki
Şölen Evi (1619-22), St. James Sarayı’ndaki
Kraliçe Şapeli (1623) bu anlayışın en iyi
örnekleridir.
18. yüzyılın başlarında Palladio üslubuna
karşı bir kez daha ilgi duyulmaya başladı.
Bu biraz da Stuartların gösterişli mimarlığının
uyandırdığı tepkiden ve yönetimdeki
Whig’lerin daha akılcı ve yalın bir mimarlık
anlayışından yana olmasından kaynaklanıyordu.
Bu gelişmenin, Palladio’nun I quat-
1734;
Polonya’da da yandaşlar buldu. 1800’den
sonraysa Klasikçiliği, Palladio’nun Rönesans
gözüyle görmek yerine, doğrudan kendi
kaynaklarından öğrenmeyi yeğleyen yeni
anlayışlar karşısında gerilemeye başladı.

Share This:

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)