ARMAĞANA DEĞER ŞİİR YOK

ARMAĞANA DEĞER ŞİİR YOK
Bana öyle geliyor ki, şimdilerde şiir konusu üzerinde daha az konuşur
olduk. Şiir matineleri düzenlenmiyor sekiz – on yıl öncesi gibi-
(Düzenlenenleri izledim, hepsi etkisiz.) Şiir sergileri açılır, üç ozan bir
araya geldi mi, üst üste şiirler okurlardı eskiden. Bu havayı yitirdik
galiba. Çıkmasına şimdi de çıkıyor şiir kitapları ama, istenilen ilgiyi
çekmiyor bir türlü. Bundan acı acı yakman yazarlarımız var. Ne kadar
yakınılsa yeridir diyeceğim. Siz, yıllarca umutlarla, çalışıp didinin, gece
demeyin, gündüz demeyin, mısra dökün, karşımzdakiler ilgisizlikleri ile
şiirlerinizi yıkmaya çalışsınlar. Edebiyat için acı gerçek bu. Eleştirmenler,
bunun nedenlerini araştırıp bulsalar, şiirimizi bu ilgisizlik çıkmazından
kurtarsalar diyorum hep. Zaman zaman bir kuşku düşüyor içimer
acaba ozanlarımız mı yetersiz? Gerektiği kadar iyi söyliyemiyorlar mı
şiirlerini ?
Biliyorsunuz, 1950 – 1960 yılları arasında bir dikta yönetimi ge­
çirdik. B u devrin ilk yıllarında, serbest seçimden çıkan her ülkede olduğu
gibi, nisbeten yayın hürlüğü bir süre görülmüştür. Bu yıllar geç­
tikten sonra, formalist (biçimci) ozanlar karamsar, içe kapanış çağma
girmişler; bazıları dil özleşmesi çabası adına aşın uçlara varmışlar,,
önemlerini iyice yitirmişlerdir. Edebiyat çevrelerinde kendilerine anlamsızlar
adı verilmiş, fakat bu akımın temsilcileri böyle bir parantez içinde
düşünülmeyi kabul etmemişlerdir. Bana kalırsa onlar, bir şiir akımının
yaşarlığını gösterememişlerdi zaten. Kaynaklarını araştıralım. FormalistBiçimci
şiirimize sesini, geleneğini, hattâ serüvenini veren Birinci Büyük
Savaş sonrası Fransız ozanlarıdır. Öyle ozanlarımız vardır ki, Fransız
dilinden bir şiiri okuyup anlıyacak durumda olmadıkları halde, örneğin
Charles Baudelaire’in çeviri şiirlerini okuyarak, o etki ile şiirler yazmışlardır.
Niyetim, bunu bir kusur gibi göstermek değildir. Olayı tesbit
için yazıyorum. Aykm bir söz gibi gelecek ama, gene söyliyeceğim.
Ömeğin Ahmet Muhip, Cahit Sıtkı, Orhan Veli, Oktay Rifat’ın – ki Fransızcayı
epeyce iyi bilirler – şimdi öyle şiirlerini ansıyorum ki, eskilerin
deyimi ile söylersek, (mülhem)lik sınırlarını aşmış, birer aktarma denemesi
olmuştur. Bir geçiş çağı yaşıyan şiirimiz için bu, bir eksiklik ya da zaaf sayılır mı? Onu araştırmıyorum. Ama bir gerçek olarak
belirtilmeli ve Formalist şiirimizin hizasına saptamak bakımından açık
açık söylenmeli, tartışma konusu yapılmalıdır.
Geçen gün bir arkadaşım, 1950 – 1960 devresi içinde sanatçıların,
baskı görmelerinin, bir bölük ozanı karamsar, bir bölük ozanı anlamsızlığa
ittiğini söylüyordu. Bu görüşü paylaşanlar da, paylaşmıyanlar
da çıkacaktır. Şu gerçek açık açık söylenebilir: Yurdumuzda sanatın
gelişmesi için, iyi bir ortam yaratılmıyor. Başka ülkelerde olduğu gibi,
el üstünde tutulmuyor ozanlarımız. İnsanoğlu hangi alanda çalışırsa
çalışsın, teşvik görmezse, bir gün gelir umutlarını yitirir, diyeceksiniz.
Bir noktaya kadar doğru bir söz. Fakat bir noktadan sonra yanlışlık
başlıyor. Demek özgürlüğü kaybedince ozan, içine kapanacak, izole olacak.
Birtakım anlamsızlık denilen olumsuz denemelere girişecek. Toplum
■koşulları ozanı böyle içine dönük yaptı diyerek savunacağız. Bu türlü
bir çözüm şeklini kabul edemiyorum. Sanatçı, yurdunun uyanışında, uygarlık
çalışmalarında geniş etkisi olan bir öğedir. Kendine Özgü, yurduna
özgü, dâvalarda bir senteze varmalı, bir açı sahibi olmalı. Dünyaya
gözlerini yirminci yüzyılda açtığını, kişiliğinin toplum içindeki ilişiklerde
yerini bilmelidir. Bugünkü ilerici ozanın, içinde bulunduğu toplumlaria,
yöneticilerle sahiden geniş çapta anlaşmazlıkları vardır. Eski
deyimle söyliyelim, bu ihtilâfları mısralanna koyan ozanlar, demokratik
olmıyan kanun maddeleri ile cezaevini boylıyabilir. Bundan dolayı sanatçılar,
edebiyatçılar örgütlenmeli, bildirilerle, çağrılarla özgürlüklerini
bağlayan anti-demokratik yasaların kaldırılması için savaş açmalıdırlar.
Bu yıl Türk Dil Kurumunca dağıtılan sanat armağanları şiirsizdir.
Armağanı karşılıyacak değerde şiir kitabı yok deniliyor. Şöyle, 1961 yılı
içinde yayınlanmış şiir kitaplarını tekrar karıştırıyorum. Armağan jü­
risini kuran kişilerin anlayışlarına uygun şiir kitapları bulmak mümkün
görünüyor bana. Jürinin anlayışı derken irkilmeyin. Gerçi bu armağanı
düzenleyen bir tüzük vardır elde. Gene de kişisel açılar birtakım kurallar
getirir ortaya. Şimdiye kadar armağan verilmiş şiir, roman, hikâye
yapıtlarını şöyle bir bir gözümün önüne getiriyorum da, bu kanıya
varıyorum. Daha çok formalist sanatçılara veriliyor armağan. Oysa, bugünkü
edebiyatımızdan Gerçekçi Sanatçıları çıkarın, geriye kalanlar
«nemli bir seviye tutturamazlar. Bundan dolayı mevcut düzene göre
bir siir kitabı değerlendirilseydi, 1961 yılının kitap sahibi ozanlarının
çalışmalarına sünger çekilmemiş olurdu. İnsanın, demokratik hareket
edilmemiş, diyeceği geliyor. Eğer Armağan Jürisi bir gerekçe yayınlarsa,
durumun nedenlerini öğreniriz.
Türk Dil Kurumunun armağan haberlerini öğrenince, şiirimiz üzerine
bu dertleşmeyi yazdım. Çünkü şiirimizin serüveni de, ülkemizin
geçirdiği demokratik, siyasal, ekonomik düzen ve olaylara paralel bir
manzara ve oluşları gösteriyor.
Ömer Faruk TOPRAK

Share This:

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)