obtüratör

obtüratör, fotoğrafçılıkta, görüntüden
yansıyan ışığın bir fotoğraf makinesinin
diyaframından geçtikten sonra filmin üzerine
düşmesini sağlayan aygıt. Ayarlanabilir
obtüratörler poz verme zamanını, yani ışığın
filmin üzerine düşme süresini denetler.
En uygun poz verme süresi ışık koşullarına,
fotoğrafı çekilecek görüntünün hareketine
ve öteki etkenlere bağlı olarak değişir. Poz
verme süresi fotoğrafçı tarafından belirlenebileceği
gibi, bazı fotoğraf makinelerinde
sinyalli bir pozometre tarafından otomatik
olarak da ayarlanabilir. Mekanik obtüratörler
genellikle belirlenmiş hızlara göre çalışır;
bazı elektronik obtüratörler ise sürekli
değişen hızlarda çalışabilir.
Başlıca iki tip obtüratör vardır. Mercek
elemanlarının hemen arkasına ya da arasına
yerleştirilen objektif obtüratörü ya damerkezî obtüratör, bir yay etkisiyle ya da
elektronik olarak açılıp kapanan, bir dizi
üst üste binmiş ince metal levhadan oluşur.
Görüntü düzleminin önüne yerleştirilen
odak obtüratörü ya da perdeli obtüratör ise,
ayarlanabilir bir açıklık biçiminde olan,
birbiri üzerine binmiş bir çift perdeden
oluşur. Bir yay yardımıyla mekanik ya da
elektronik olarak hareket ettirilen açıklık,
filmin bir yanından öbür tarafına doğru
hareket eder ve bu sırada bütün çerçeve
pozlandırılır. Açıklığın genişliği poz verme
süresini belirler; daha dar bir açıklık daha
kısa poz verme süresine karşılık gelir. Perdenin
bu etkin geçiş süresi bütün poz verme
süreleri için hemen hemen sabittir; deklanşör
düzeneği ikinci perdeyi serbest bırakır.
Perdeli obtüratörlerle 1/2.000 sn’lik poz
verme süreleri elde edilebilir.
obua, konik borulu ve çift kamışlı, soprano
sesli tahta nefesli çalgı. Zurnanın geliştirilmiş
biçimidir. Daha çok bir orkestra çalgısı
olarak kullanılır, ama oldukça geniş bir solo
repertuarı da vardır.
Önceleri güçlü sesi nedeniyle açık havada
yapılan törenlerde kullanılan ve bir türzurna olan shawm, obua diye anılırdı.
Orkestralarda kullanılan asıl obuayı 17.
yüzyılın ortalarında Jean Hotteterre ve Michel
Philidor adlı iki Fransız saray müzikçisi
buldu. Kapalı mekânlarda yaylı çalgılarla
birlikte kullanılmak amacıyla yapılan obua,
tonunun niteliği bakımından modern obuadan
daha yumuşak ve daha donuk bir ses
veriyordu. Yüzyılın sonlarına gelindiğinde
orkestra ve askeri bandoların kemandan
sonra gelen solo çalgısı olmuştu.
İlk obuada yalnızca iki perde (delikleri
açıp kapamaya yarayan mekanizma) vardı.
Başlangıçta orta Do’nun üstünde iki oktav
genişliğinde olan ses alanı, çok geçmeden
ikinci Fa’ya kadar yükseltildi. 19. yüzyıl
başlarında müzik üsluplarının değişmesi,
nefesli çalgılarda perde kumanda düzeninin
daha iyi hale getirilmesiyle, özellikle de
perdelerin monte edildiği ağaç dudaklar
yerine metal desteklerin kullanılmaya başlamasıyla
aynı zamana rastlar. Bu sonuncu
değişiklik, deliklerin parmakla kapanması
durumunda ortaya çıkan hava kaçırma
tehlikesini son derece azalttı. 1840’lara
doğru Fransız obualarında perde sayısı 10’a
ulaştı.Fransız çalgıcılar daha 1800’den önce bugünkü
dar kamış tipini benimsemişlerdi.
1860’larda, Guillaume Triébert ile oğlu
Frédéric, 20. yüzyılın dokunaklı ve yumuşak
sesli Fransız obuasına çok benzeyen bir
çalgı geliştirdiler. Günümüzde ABD ve
Fransa’da çok kullanılan, ses delikleri delikli
plakalarla kapatılmış obuayı da 1906’da
François Lorée ile Georges Gillet yaptılar.
Fransa dışında ise, askeri bandoların gözden
düşmesi çalgıların çalmışında ve yapımında
da değişiklikler getirdi. Almanya ve
Avusturya’da ise çok perdeli çalgılar daha
önceleri ortaya çıkmış ve boru boşluğu ile
kamış, sesin daha gür bir biçimde çıkmasını
sağlayacak biçimde geliştirilmişti. Bütün bu
gelişmeler obuaya karşı ilginin azalmasına
yol açtı. Bu ilgi ancak 19. yüzyıl sonlarında,
büyük ölçüde de besteci Richard Strauss’un
çabalarıyla yeniden uyandı. Küçük kamışların
denenmesinden ve bunların Alman obuasının
geniş boru boşluğuna uymadığının
görülmesinden sonra 1925’lerde Almanya
ve Avusturya’da Fransız obuası benimsendi.
Obua çalmanın inceliği, kamışın yapısında
ve dudaklarla denetlenmesinde yatar. Piyasada
hazır kamışlar varsa da, birçok çalgıcı
kamışlarını kendisi yapar. Kamış, görünüşü
bambuyu andıran Arundo donax bitkisinden
yapılır.
Birkaç değişik obua türü vardır. Korangle
Fa tonundadır ve obuadan bir beşli kalın ses
çıkarır. J. S. Bach’ın oboe da caccia’sının
buna benzediği sanılır. La sesiyle yapılan ve
obuadan bir küçük üçlü daha pes olan oboe
d ’amore’nin, korangleninkini andıran küre
biçiminde bir kalağı vardır. Bach’ın çok
kullandığı bu tür obuaya 20. yüzyılda da
birçok yapıtta yer verilmiştir. Öbuadan bir
oktav pes ses veren çalgılara daha az
rastlanır. Bariton obua, ses rengi ve boyutları
bakımından, daha iri ve daha kalın sesli
olan korangleye benzer. Heckelphone’un
kamışı baritonunkinden daha büyük, borusu
daha geniştir, pes perdede oldukça ağır,
kendine özgü bir ses tonu vardır. Bazen
başka boy ve seste çalgılara da rastlanır.
Her türlü çift kamışlı tahta nefesli çalgı
obua türüne sokulabilir.

Share This:

Hakkında ali müdür müdür

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)