NİMETİN ESERİ GÖRÜLMELİ

if rat ve tefrit iki aşın uçtur. II Yanİış anlaşılmasın, itikat ve ideolojiden bah- seden aşın uçları kasdetmiyörum. Sadece giyimde, kuşamdaki ifrat ve tefritten söz ediyor, ifrat ve tefritin yalnız giyimimize tealluk eden hususunu bahis mevzuu etmek istiyorum
Benim bu mevzua girmeme sebep, bir kötü giyimli kimseyi göstermeleridir. Üzerindeki elbise, kendisine acındıracaik dereceye yakın bir solukluk ve eskiükte görünüyordu. Hatta ceketinin bazı yerlerinde dikilmemiş eziklik ve berelenmeler göze çarpıyordu. Fakat 0, bupörsü müş elbise içinde kendisini hiç de rahatsız hissetmiyor, bil’akis böyle kısmen pejmürde bir kıyafet içinde daba da huzur bulduğu anlaşılıyordu Kendisini gördüğüm zaman üzüldüm ve içimden ge~
çen yardım arzumu, O kalkıp gittikten sonra yakınlarıma açtım:
— Şayet geçimi dar biriyse yardım1 edelim, hiç -olmazsa kıyafetini düzeltir, dedim. Benim bu teklifime gülüştüler Ve: \ — Sen onu tanımıyorsun, o düşündüğün gibi değil* diyerek sahip olduğu mâli imkânlarını saydılar. Doğrusu, kendisinin bu derece müsâit imkâna sahip olduğunu öğrenince kendi saflığıma güldü isem de, serveti ile mütenasip giyinmiyen bu zata kızdım, hattâ o anda yakınımda olsaydı, belki de çatacaktım. Fakat bereket versiıt o, çıkıp gitmişti. ‘Diyeceksiniz ki: — Âlemin yeni veya eski giyinmesinden sana ne? İsteyen istediği kalitede kumaş giyer, arisu ettiği pejmürdelikte kıyafete sarınır? —t Doğru! Benim elbette hakkım değildir âlemin giyim kuşamına karışmak. Ancak, beni kızdıran zenginliği ile mütenasip giyinmeyerek etrafını kendine açındıran bu zatın, kendi bahilliğine, Islâmiyeti perde yaparak, pejmürde giyinmenin yeni giyinmekten daiha sevap ve eski püskü kıyafetin daha îslâmi olduğunu îddiâ etmesidir. Anlatılandan hissediyoruz ki, iktisadın bu kadarım tercih eden bu adam kulUçka gibi para üzerine yatmakta, bu paralardan ne İslama, ne de kendi nefsine bir fayda dokunmamaktadır Bu mesele’bana, tmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretlerinin bir hâdisesini hatırlattı.
Bir gün Hazret-i İmamın huzuruna pejmürde giyimli biri girer ve konuşulan .dini mevzulara kulak verip dinlemeye başlar. Meseleler sorulup, müşküller hal olunduk-, tan sonra herkes birer birer kalkıp giderken, pörsiimüş Tirrka.li adam da, toparlanıp, kapıya doğru yönelirken JEbu Hanife Hazretleri: — Sen biraz’ bekle, der. Diğer ziyaretçiler çıkıp gittikten sonra ortalığın tenhalaştığını gören Hazredi İmam: — Şu seccâdenin arasına elini sok, orada bin dir- Jıem para var, onu ai, der. Adam işaret edilen yere elini sokunca, bin dirhemi çıkarır ve ne yapacağım sorar. İmam-ı Azam Hazretleri: — Bu parayla kendine bir güzel elbise al, der. Adam tebessüm ederek: — Ya İmam, ben zengin bir adamım, yardıma ihtiyacım yoktur, diye mukabele eder. Ebu Hanife Hazretleri bu defa şu karşılığı verir: — Sen nasıl zenginsin; anlayamadım? Resulüllah’ın şu hadîslerini işitmedin mi? «— Allah kulunun sırtında verdiği nimetlerin eserini görmeyi sever.» Sen şu perişan halini değiştirmelisin, ta ki dostların sıkıntıda olduğunu zannederek üzülmesinler! Köşke, nimetin eserini üzerinde göstermediği için bçni kendine açındıran o adamı görse idim de aynı sözü söyleseydim, belki intibaha gelirdi.

Share This:

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)