EMEK

EMEK i. (esk. türk. emgemek, zahmet çekmek’ten
emgek > emek). Bir işin yapılması
için harcanan beden veya kafa gücü: Bunun
sebebi şudur ki emek ve vakit ona
göre bir kıymet değildir (R. N. Giintekin).
|| Uzun ve zahmetli çalışma.
—  Emek birliği, yardımlaşma. |[
Emek görmek (veya yemek). Esk. Çok çalışmak.
j| Emek vermek, özenle çalışmak, çaba
harcamak: Ne kadar emek verirdi çizdiği
karikatürlere (Y. Z. Ortaç). || Emeği geçmek,
bir konuda hizmeti olmak, yardımı
dokunmak: Size bu kadar emeğim geçti
(H.R. Gürpınar). Ne yalan söyliyeyim ona
anasının bile senin kadar emeği geçmemiştir
(Sabahattin Ali). || El emeği.

— İkt. üretim unsurlarından biri.  Emek dağılımı. Bk. İşbölümü.
— Üretim unsuru olarak emek.
İktisadî hayatla ilişkilerinde emek, önce üretimin
temel unsurlarından biri olarak görünmektedir;
fakat aynı zamanda İktisadî
bir faaliyet olduğundan emeğin bir faydası
ve bir fiy a tı da olması gerekir.
insan, ihtiyaçlarını giderecek nesnelerin azlığına
karşı emeğiyle bilinçli bir savaşı sürdürmektedir.
Emeğin faydası üreticiliğindendir.
Bu çok tartışılmış bir meseledir. XVIII.
yy.da fizyokratlar yalnız toprağı üretim unsuru
olarak görürlerdi. Liberal okul A.
Smith ile birlikte, sadece mal üretimi miktarını
arttıran emeği üretici saymış, hizmetleri
bu kategoriye sokmamıştır. Buna
karşılık J. B. Say, fayda yaratain her emeği
üretici saymıştır. Saint-Simon’cular da
insanları, maddeye yeni bir şekil veren üretiler
ve aylaklar (soylular, toprak sahipleri,
yargıçlar, askerler, memurlar, siyasetçiler
ve yöneticiler) olmak üzere iki .sınıfa
ayırmışlar; marksistler ise emeği biricik üretim
unsuru olarak görmüşlerdir: el ve kafa
emekçileri, üretici sınıfı meydana getirirler.
Çağdaş teori, fayda yaratan her emeği
üretici sayar. Ancak emek aynı zamanda
bir çabayı, dolayısıyle bir maliyeti gerektirir.
Emekçi bu çabayı başka bir işte kullanmaktan
vaz geçmekte, bedenî, fikrî ve
psişik bir iş görmektedir. Marjinalistlere göre
ise emeğin sağladığı gelirin azalan faydasıyle,
yapılan çalışmanın her yeni biriminin
gerektirdiği zahmet veya «faydasızlık
» arasında bir denge sağlandığı zaman
insan, çalışmağa son verir. Emek, homogen
bir gerçek değildir; buluş, yönetim, organizasyon
ve uygulama çalışmaları arasında
önemli farklar vardır. Çeşitli biçimleriyle
çağdaş emek düzeni gitgide daha kolektifleştirilmiş,
işbölümüne uğramış, rasyonelleştirilmiş
ve makineleştirilmiştir.
Eski çağlarda, el emeği, yurttaşlara yakışmayan
bir iş sayılır, kölelere ve azat edilenlere
bırakılırdı,- Hıristiyanlık emeğe değer
kazandırdı, insan, kişi olarak geçimini
sağlamak ve yetilerini geliştirmek zorundadır:
insan emek aracılığı ile bu iki
ödevi yerine getirir; topluma karşı adaletle
davranma ödevini çalışarak ve ortak
esere katılarak gerçekleştirir, insanlık
açısından ise emek, insanı, tabiatı hâkimiyeti
altına almak ve zihin yetilerini medeniyet
görevleriyle geliştirmek için gösterdiği
büyük ortak çabanın içine sokmaktadır. Emeğe
bağlı bulunan zahmet, günahın bir
sonucu sayılmıştır. Fakat bu, bazı kötümser
hıristiyanların öne sürdükleri gibi, emeğe
«cezaî» bir nitelik kazandırmamaktadır. Hıristiyanlığın
etkisi, köleliğin ortadan kalkmasına
önemli bir katkıda bulunmuştur.
Loncalar rejimi, Fransa’da devrime kadar,
devam etmiş; mesleklerin icrası, çalışma
yöntemleri ve çalışanların şartları meslek
teşekkülleri tarafından düzenlenmiştir. Grevler
ve sendikalar kanun dışı sayılmıştır. Villers-
Cotterets nizamnamesi (1539) Fransa’da,
«meslekleri, dolayısıyle işçilerin birleşmelerini
» yasaklamış, kurucu meclis loncalarını
kaldırmış ve emeğin hürriyetini ilân etmiştir.
(Loncaların ortadan kalkışı, XVIII. yy.-
ın sonuna doğru gerçekleşti. Lonca düzeni
Almanya’da XIX. yy.a, Rusya’da ise 1917’-
ye kadar devam etti.) XIX. yy.da sanayi
kapitalizminin gelişmesiyle emek, gitgide piyasanın
arz ve talep kanunlarına bağlı bir
meta sayıldı ve fiyatı, malların fiyatları gibi,
serbest rekabet yoluyle belirlendi. Böylece
insancıl anlamını kaybeden emek, sözleşme
konusu herhangi bir meta durumuna
geldi. Le Chapelier kanunu, her türlü cemiyet kurmayı, 1810 Fransız Ceza kanunu her
türlü birleşmeyi yasakladığı için emekçi, gerek
patronların gerek işçilerin kendi aralarındaki
çifte rekabet arasında ezildi. Ücretler
çok düşük seviyede kaldı ve çalışma
şartları insanlık dışı bir duruma geldi.
1838’de Dr. Villerme’nin dokuma sanayiinde
yaptığı anket ve Lyon’da 1831 ve 1934’-
teki kargaşalıklar, şehirlerde yoksul bir proletarya
sınıfının gelişmekte olduğunu ortaya
koydu. Bununla birlikte işçilerin kolektif
hareketleri yavaş, yavaş emek piyasasını
temelli bir şekilde değiştirmeğe başladı: iş
kanunları hazırlandı, emeğin değeri yavaş
yavaş tanınmağa başladı. Versailles muahedesi
(1919), 427’nci maddesiyle «emeğin,
bir meta veya ticaret konusu sayılmaması
gerektiğini» ilân etti. Bir meta fiyatı sayılmamağa
başlayan ücret, işçi ve ailesinin
geliri olarak, eşyadan çok insana bağlı bir
nitelik kazandı. 1945’ten sonra sosyal güvenlik
sistemlerindeki ilerleme bu gelişmeyi
tamamladı. Batı Almanya’da 1952’den beri
1 000’den fazla işçi çalıştıran kömür ve çelik
işletmelerinde, demir madenlerinde vè kok
fabrikalarında işçilere yönetime, katılma
hakkı tanındı. Fransa’da işyeri komiteleri
kuruldu (1945-1947). Böylece çağımız işçinin,
çalıştığı kurumun hayatına daha çok
uymasına ve bazen de yönetimine katılmasına
tanık oldu. Koruyucu haklar, işçiyi
güvensizliğe karşı gitgide daha fazla
teminat* altına almağa çalışmakta, sendika
ve politika emekçinin, milletin, siyasî ve İktisadî
hayatına girmesine yardım etmekte, bu
suretle sosyal engeller ve ön yargılar sarsılmış
olmaktadır

Share This:

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)