ELIZABETH I,

ELIZABETH I, İngiltere ve İrlanda kraliçesi
(Greenwich 1533-Richmond 1603). Henry
VIII ve Anne Boley’in kızı. 1558 ile 1603
yılları arasında saltanat sürdü. Edward VI
ve Mary I’in saltanatları sırasında muhalefetin
bir âleti haline gelmek tehlikesiyle karşı
karşıyaydı. Bu yüzden de çocukluğundan
beri şüpheli bir insan durumunda kaldı.
Küçük yaştan ihtiyatlı ve kuşkulu olmayı
öğrendi. Tahta geçince de bu endişelerden
kendini kurtaramadı, çünkü annesinin
kralla olan evliliği feshedildiğinden meşruluğu
da şüpheli hale gelmişti. Protestan
partisinin öne sürdüğü Grey’lerin taht üstündeki
iddiaları büyük bir önem taşımıyordu,
ama kraliçeye «piçkız» gözüyle bakan
katolik muhalefeti, İskoçya kraliçesi
Mary Stuart’ın taht üstündeki haklarını savunarak
uzun zaman tehlikeli oldu. Bu hükümdarlık
hakkı davası Elizabeth I’in bütün
saltanatı boyunca sürüp giden veraset sorununun
etkisiyle daha da karıştı. Kanunî bir
mirasçının bulunmayışı Stuart’ların itibarını
yükseltme tehlikesini yaratıyordu. Buna
rağmen kraliçe birçok sevgilileri olduğu ve
siyaset oyunlarında başarı kazanmak için
çeşitli evlenme teşebbüslerine giriştiği halde,
hiç bir zaman evlenmeyi kabul etmedi.
Elizabeth I gerçek anlamıyle bir Tudor’du,
cimri ve sert tabiatlı, davranışlarında soğukkanlı,
yargılarında isabetliydi. Gözdelerine
rağmen danışmanı Robert Cecil gibi değerli
kimselere özel bir güven beslerdi. Din, düşünce,
iktisat, sosyal hayat bakımından
kaynaşmalar içinde bocalayan, Henry V’in
saltanatı sırasından daha güçlü milliyetçilik
duygularıyle sarsılan bir İngiltere’yi ileri
görüşlülüğü, enerjik fakat ihtiyatlı davranışlarıyle
yönetmeyi başardı. Otoritesini koruma
kaygısı, kraliçenin kiliseye ve iskoçya’ya
karşı izlediği siyasete yön verdi.
Din konusunda, Elizabeth I, babası Henry
VlII’in ilâhiyata gösterdiği ilgiyi hiç bir zaman
duymadı. Kraliçe Mary I’in katolikliğe
gösterdiği ^aşırı yakınlığın İngiliz halkını
Protestanlığa yaklaştırdığını biliyordu, iktidarı
elinde tutmak isteyen Elizabeth I,
gençliğinde katolikliği kabul etmiş olmasına
rağmen tahta oturuşundan sonra Anglikanlığı,
Supremacy Act, Uniformity Act
(Üstünlük Yasası, Birlik Yasası) [1559-1563] ile Thirtynine Articles’ı (Otuz Dokuz Madde)
[1563] resmen yayınlayarak yeniden İngiltere’de
egemen kıldı, katoliklerin ve Calvin’cilerin
davranışlarını büyük bir sertlikle
önledi.
Böylece, «orta yol»u izlemekle beraber Avrupa’ya
karşı güttüğü siyasette protestanlara
yaklaşmak gereğini duydu. Bu zorunluluk
daha çok iskoçya’da kendini hissettirdi, bu
ülkede katolikliğin başarı kazanması İngiltere
sınırlarında düşman bir devletin ortaya
çıkması demek olacaktı. Bu yüzden
iskoçya’daki protestan partisini silâh kuvvetiyle
desteklemekten çekinmedi (Edinburgh
anlaşması, 1560). Bu parti Elizabeth I’in
yardımıyle kesin zafer kazandı (1568). Mary
Stuart rakibesi Elizabeth’in yanına sığındı.
Mary Stuart, hapiste bile tehlikeler yaratıyordu.
İngiltere tahtı üzerindeki hakları İngiltere’deki
muhalefeti ister istemez kendinden
yana çekecekti. Bu korkuların ve daha
çok protestan kamuoyunun etkisinde kalan
kraliçe, esir konuğu ve akrabası Mary
Stuart’ı sıkı şekilde gözaltında tuttu, uzun
tereddütlerden sonra onu idam ettirdi (1587).
Elizabeth I, bir yandan iskoçya tehlikesini ortadan kaldırmağa çalışırken, öte yandan
da Tudor’larda bir gelenek haline gelmiş
olan ispanya ittifakından ayrılmak zorunda
kaldı. En güçlü Avrupa devleti ve
katolikliğin baş savunucusu Ispanya’nın iddiaları,
Mary Tudor’un kocası Felipe II’nin
İngiltere’de çevirdiği entrikalar, özellikle Ispanya’nın
Yeni Dünya’ya kendi sömürge
tekelini zorla kabul ettirmek istemesi, serüven
ruhunun ve atılım gücünün coşkunluğu
içindeki İngiltere’de kızgınlık yarattı. İngiliz
denizcileri ve tüccarları okyanusötesi
ülkelerdeki zenginliklerin önemini anladılar,
keşif seferlerini arttırdılar. Bu yüzden İspanyollarla
yapılan çatışmalar çok geçmeden
korsanlık haline geldi. Tordesilas anlaşması
çiğnenerek Virginia sömürgesi kuruldu
(1584). Başkaldıran Felemenk’te, iç
savaş sonunda bölünen Fransa’da, din. kavgalarıyle
altüst olan Avrupa’da iki siyaset
birbiriyle çarpıştı. Elizabeth’in ölçülü davranışları,
Felipe Il’nin elini kolunu bağlayan
dertler yüzünden çatışma uzun zaman
gecikti, nihayet 1587’de savaş ilân edildi.
Büyük Ispanya’nın askerî alandaki * üstünlüğü
Yenilmez armada’nın felâketiyle bitti
(1588), İrlanda’da durum İngiltere aleyhine
dönmekle birlikte, ispanya artık tehlike yaratamaz
duruma düştü. Bunun için 1588 zaferi
ada’da kraliçenin ölçülülüğü ile bağdaşamayacak
aşırı coşkunluklara yol açtı. Kraliçe
her şeyden önce savaş giderlerinden çekiniyordu.
Bozulan mâliyesini yoluna koymak
başta gelen düşüncelerinden biriydi.
Para değerinin durmadan düşmesine rağmen,
Cecil’in yardımıyle mâliyesini kalkındırdı.
Enflasyon durdurulmadı, ama yeni
doğmakta olan kapitalizmin teşebbüs ve
serüven açlığı daha da arttı. Sömürge ticareti
ve sanayinin gelişmesiyle birlikte, o
zamana kadar sönük kalmış olan burjuvazi
de gelişti. Ama İngiltere gene de köylüler
ve toprak aristokrasisi arasında bölünmüş
bir tarım ülkesi olmaktan geri kalmadı.
Kapitalizmin ataları sayılan monneyed
men (paralı adamlar) şehirlerde olduğu kadar
köylerde de faaliyet gösterdiler. Edward
VI döneminde olduğu gibi bu dönemde
de belli başlı sosyal problem enclosure
(tarlaların etrafının çevrilmesi ve bundan
doğan sorunlar) problemiydi. Elizabeth, bir
dereceye kadar dengeyi sağlamak istedi,
nefret uyandıran burjuvazi tekellerini tutmaktan
vaz geçti. 1598 Tarihli iradesiyle hür
köylü sınıfını desteklemeğe çalıştı. Fakir
halk lehine çıkardığı kanunlarla (Poor laws)
sosyal kargaşalıktan doğan yoksulluğa çare
bulmağa çalıştı. Elizabeth yönetimi, ihtilâlci
bir yüzyılın gelişimini yaşadı. Saltanatının
son yıllarında yeni güçlüklerle karşılaştı.
İrlanda tehlikesi uzaklaştırıldı, ama
Avam kamarası monarşik otoriteyi aynı
şevkle desteklemedi. Anglikan kilisesi, yetersizliğinden
ötürü birçok boşluk bıraktı.
Bu boşlukları Calvin’cilik doldurdu. Protestanlığın
gelişmesi Avam kamarasına da
kendini kabul ettirdi, halk temsilcileri ile
hükümet arasında süregiden ve Elizabeth
için büyük kuvvet kaynağı olan düzeni sarstı.
Elizabeth döneminin son yılları, bir yüzyıl
sonra Stuart’ları zor durumda bırakacak
olan, bu yeni protestan İngiltere’nin kuruluş
yıllarıdır. Elizabeth parlamentoyle ilişkilerinde,
öbür Tudor’lardan çok daha
otoriter olmayı başardı. Gerçekten millî bir
hükümdar olan Elizabeth, çağının hayatına
büyük ölçüde katıldı ve bu alanda unutulmaz
çabalar gösterdi. Elizabeth’in en büyük
başarısı, Drake ve Hawkins’lerin yeni
ülkeler ele geçirmelerinden çok, Shakespeare’i
de içine alan İngiliz rönesansının^ ortaya
çıkışıdır. Ada’da Elizabeth I çağma
duyulan özlem buradan gelir.
— ikonogr. Kraliçenin pek çok portresi
vardır: Marcus I Gheeraerts (Londra), Cornells
Vroom (Hatfield), Zuccaro (Siena),
Pohurbus (Versailles) resimleri; N. Hilliard
(Londra, Hatfield) ve Isaac Oliver (Londra)
minyatürleri; Westminster’deki mezar
heykeli. P. Delaroche’un Elizabeth’in ölümü
de (1828 Londra) bu arada sayılabilir.

Share This:

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)