Deimos,

Mars’ın iki uydusundan dışta
olanı. Her iki uyduyu da, 1877’de ABD’li
astronom Asaph Hail keşfetmiştir.
15 x 12 x ll km’lik üçeksenli bir elipsoit
biçiminde, kraterli, düzensiz küçük bir kütle
olan Deimos, Mars’ın çevresindeki bir
tam dolanımını 30,3 saatte tamamlar. Gezegenin
ekvator düzlemiyle 2°’lik bir açı
yapan dairesel yörüngesinin yarı büyükekseni
23.460 km’dir. En uzun ekseninin
sürekli Mars’a yönelik olması, uydunun
kendi çevresindeki dönme periyodunu yörünge
periyoduyla eşzamanlı kılar. Uydunun
güney kutbu yakınında yer alan en
büyük krateri, 2,5 km çapındadır. Deimos’
un, yoldaşı Phobos’unki gibi gri renkli ve
çok karanlık olan yüzeyinin yansıtma oranı
yalnızca yüzde 5 kadar, yani Ay yüzeyininkinin
yaklaşık yarısı kadardır. Bu olguların
yanı sıra, ortalama yoğunluğunun çok düşük
olması (cm3 başına 2 gr’nin altında),
Deimos’un, karbonlu bir yapıda olduğunadan insandan farklı bir türün özelliğidir;
in^an maymundan ne ölçüde farklı ise,
zihinsel ve duygusal süreçleri açısından dahi
de sıradan insandan o ölçüde farklıdır. Bir
başka kuram, dehayı nevroz ve psikoz ile
yakından ilişkili görür. Bu görüşün belki de
en tanınmış temsilcisi İtalyan kriminolog
Cesare Lombroso’dur. Modern psikanaliz
kuramına göre, nevroz ve psikoz gibi deha
da benlik ile çevre arasındaki temel çatışmadan
kaynaklanmakla birlikte, bu çatışmaları,
belirtileri ve ürünleri toplumsal
bakımdan yararlı ve değerli olacak biçimde
çözer. Araştırmalar, dahilerin zihinsel rahatsızlıklara,
fiziksel zayıflığa ve bedensel
bozukluklara daha az eğilimli olduğunu
göstermiştir. Zekâ düzeyi “üstün yetenekli”
ya da “olası deha” biçiminde nitelendirilebilecek
ölçüde yüksek olan çocukların da
beden gücü, sağlık, duygusal ve toplumsal
uyum bakımından öbür çocuklardan genellikle
daha üstün olduğu saptanmıştır.
Dehanın sistematik biçimde incelenmesine
öncülük eden Galton, dehayı, her insanda
değişik ölçülerde bulunan üç birleşik özelliğin
(akıl, çaba ve çalışma gücü) aşırı
boyutlara ulaşmasıyla tanımlayan bir kuram
geliştirmiştir. Hereditary Genius (1869; Kalıtsal
Deha) adlı kitabında, ölçü olarak
parlak başarılar alındığında, dehanın aile
içinde süregitme eğiliminde olduğunu gösteren
ilk istatistiksel verilere de yer vermiştir.
O tarihten bu yana bilim adamları, değişik
bireylerin başarı düzeyleri arasındaki büyük
farkları açıklamakta, eğitim ve olanaklardan
bağımsız olarak biyolojik kalıtıma ne
ölçüde başvurulabileceği konusunda görüşayrılığına düşmüşlerdir. Ama değişik görüşlerdeki
ortak nokta, dehanın hem kalıtsal
hem de çevresel etmenlerin bir işlevi olduğudur.
Olağanüstü başarıların kaynağındaki
özgün gizilgüç kalıtsaldır; ama bu gizilgücün
ürün verip vermemesi, hiç değilse bir ölçüde
olanaklara ve eğitime bağlıdır.

Share This:

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)