Degas (Hilaire-Germain-) Edgar

(d. 19
Temmuz 1834, Paris – ö. 27 Eylül 1917,
Paris), hareket halindeki insan figürünü
betimlemedeki büyük ustalığıyla tanınan Fransız sanatçı. Çok çeşitli malzemelerle
çalışmış, ama en çok pasteli yeğlemiştir.
Daha çok balerinleri konu edindiği resim,
çizim ve heykeller yapmıştır. İşlediği başka
konular arasında portreler ve olağanüstü
figür grupları vardır. İzlenimcilerin hemen
bütün sergilerine katılmakla birlikte, İzlenimciliğin
ilkelerini bütünüyle benimsememiş
ve kendini akımın dışında tutmuştur.
Hem İtalya’da hem de ABD’de bankacılık
ve ticaret alanlarında güçlü ilişkileri olan
büyük burjuva kökenli bir ailenin çocuğuydu.
Louis-le-Grand Lisesi’ni bitirdikten
sonra ailesinin isteğiyle bir süre hukuk
öğrenimi gördü. Ama 1855’te Louis Lamothe’un
Güzel Sanatlar Yüksekokulu’ndaki
atölyesine girdi. Lamothe, çizim ve konuda
uzun süredir akademik geleneğin temsilcisi
olan Jean-Auguste-Dominique Ingres’ın öğrencisiydi.
Ama o günlerde akademik gelenek
Courbet’nin gerçekçi, Delacroix’nin
romantik tutumlarıyla zorlanıyordu.
Degas gençlik yıllarında geleneksel resim
çizgisini seçmiş, görkemli Fransız geleneği
doğrultusunda giderek tarihsel konular üstünde
çalışmayı kararlaştırmıştı. Bu amacını
gerçekleştirmek için Floransa, Assisi, Roma
ve Napoli’yi gezdi, Andrea Mantegna, Sandro
Botticelli, Genç Hans Holbein ve
Nicolas Poussin’in yapıtlarını yakından inceledi,
onların kopyalarını yaptı. Bu ustaların
hepsi de figür çalışmalarına büyük özen
gösteren sanatçılardı. Degas’nın 1860 öncesinde
gerçekleştirdiği bazı aile portrelerine
de bu tutumun açıkça yansıdığı izlenir. Bu
dönemin tipik bir örneği olan “Morbilli
Düşesi’nin Portresi”nde (1855-56, Louvre
Müzesi, Paris) Ingres’ın tarzını andıran bir
biçimde geniş ve yalın alanlara yer verilmişti.
Boya kalın olmakla birlikte zarif, renkler donuk ve denetimliydi, geçiş alanlarında ise
siyah ya da gri kullanılmıştı. Degas 1860’ta
“Ispartalı Gençler Talimde”yle (Ulusal Galeri,
Londra) bir klasik konu ressamı olarak
ilk çıkışını yaptı. Bu resimde çıplak figürler
dengeli bir grup düzeni içinde yerleştirilmişse
de, bunlar Arkadia ortamına özgü idealize
çıplaklar değil, doğal bir manzara içinde
verilmiş gerçek gençlerdi.
Degas 1861’de, gene akademik doğrultudaki
“Semiramis Babil’i Kuruyor” (Louvre Müzesi, Paris) adlı yapıtından sonra tarihsel
konulardan uzaklaşarak Paris’in hareketli
kent yaşamını işlemeye başladı. Bu değişim
büyük bir olasılıkla, Courbet ve Edouard
Manet gibi çağdaşı ressamların, romancıların
ve 1850’lerin sonuna doğru keşfettiği
biçime ağırlık veren, ama o oranda da
belgesel bir nitelik taşıyan Japon grafik
sanatının etkileriyle olmuştu. Degas ayrıca
Paul Gavarni ve Honore Daumier gibi
çağdaş Fransız grafik sanatçılarının yapıtlarını
da incelemişti. Bu açıdan bakıldığında,
1862’de atları, binicileri, Longchamp yarış
alanındaki şık izleyicileri, daha sonra da
müzikçilerin grup portreleri ile sahneye
ilişkin konulan betimlemeye başlaması bir
sürpriz olmadı. Yaptıkları hareketlere kendilerini
kaptırmış modeller Degas’mn bütün
yaşamı boyunca ilgisini çekti. “La Source
Balesinde Bayan Fiocre” (y. 1867-68, Brooklyn
Müzesi, New York) onun bu ilgisini
örnekleyen ilk resimlerinden biriydi.
1870’lerde yaptığı portreler ilk portrelerine
göre daha rahat ve doğal bir havadadır, ama
gene de bunlarda Holbein ve Kuzey İtalyan
portre ressamlarına kadar uzanan bir anlayışın
izleri yansır.
1870-71’deki Fransız-Alman Savaşı’nda
topçu birliklerinde görev yaptı. Savaştan
sonraki iddialı grup portrelerinde rahat bir
hava içinde gene hareketli figür gruplarını
işlemeyi sürdürdü. Ayrıca sahne ve orkestra
gruplarının resimlerini de yaptı. Bunları,
hem iç mekânı, hem de açık havadaki bir
anlık görünümleri saptamaya çalıştığı resimleri
izledi. Figür gruplarını alışılmamış bir
düzen içinde yerleştiriyor ve perspektifi
adeta bir kameraman gibi kullanarak, sahneyi
çerçeve dışına taşacak biçimde kuruyordu Ama olağanüstü biçim duygusu ve
ustalığıyla bu zor kompozisyonlarda anlık
da olsa dengeyi koruyabiliyordu. “Concorde
Meydanı” (y. 1875, Gerstenberg Koleksiyonu,
Berlin) adlı yapıtı, onun figürlü bale
kompozisyonlarında izlenen dondurulmuş
hareket anının, açık mekâna uyarlanması
gibidir. 1872’de ABD’ye giderek beş ay
kaldı. Orada işbaşındaki figürleri canlandıran
grup resimlerinin en iyi örneklerinden
biri olan “New Orleans’ta Pamuk Pazarı”
(1873, Güzel Sanatlar Müzesi, Pau) adlı
yapıtını gerçekleştirdi. Bu resimde ilk dönemlerindeki
tarihsel konulardan bütün
bütüne uzaklaşmış, ama akademik geleneğin
yapısal ilkelerini tam anlamıyla uygulamıştı.
1870’lerin başlarındaki resimlerinde
figür gruplarını, geniş tutulmuş bir arka
plan önünde oldukça seyrek bir düzende
yerleştirmeyi sürdürdü. 1870’lerin sonlarındaysa
figürleri iyice iç içe sokarak ya da üst
üste getirerek gruplar oluşturmaya başladı.
Bu kompozisyonlarda figürler arasında kalan
boşlukların biçimsel niteliğine daha çok
özen gösteriyordu. Bu eğilimin daha ileri
bir aşamasını temsil eden “İki Çamaşırcı
Kadın”da (1884, Louvre Müzesi, Paris)
resim mekânına yapay bir sığlık vermiş,
ayrıca üç boyutlulukla yüzeyi 16. yüzyıl
ortaları Venedik sanatında da yapıldığı gibi
uzlaştırmıştı. Pasteli kullanmaya da bu sıralarda
başladı; bazen yağlıboya çözücülerden
yararlanarak karışık bir teknik de  uyguluyordu.
Bu malzemeyle gerçekleştirdiği yıkanan
kadın resimlerinde de benzer araştırmalarını
sürdürdü. Bazı geç dönem pastellerinde
üç boyutluluk ile yüzeydeki doku
arasında şaşırtıcı bir uyum sağladı. Onun
insanlarının ten renkleri, izlenimcilerin fırça
vuruşlarından daha sık ve saf renk şeritlerinden
oluşuyor ve belli bir uzaklıktan
bakıldığında en az izlenimcilerinki kadar
sağlam bir hacimlendirme etkisi uyandınyordu.
Degas 1880’den sonra, zaman zaman heykelle
de uğraştı. Balerinleri, yıkanan kadın61 lan, atları konu aldığı tunçtan küçük heykel
gruplan onun, insan ve hayvanların sıradan,
gözün görmediği hareketlerini yakalayarak
yapıtlarına yansıtmadaki ustalığını gösterir.
Gerçekte Degas bu çalışmaları yaparken,
hem insanı, hem de hayvanı model olarak
aynı tarafsız gözle gören sanatçıların belki
de ilk örneğini oluşturuyordu. Fotoğrafa da
ilgi duymuştu. Zaten onun bakışı ile gelişmiş
bir fotoğraf makinesinin yakaladığı
görüntü arasında oldukça yakınlık vardır.
Degas’mn gözleri son yıllarında iyice bozuldu.
Öldüğünde ardında, çağdaşı ressamların
yapıtlarından topladığı önemli bir resim
koleksiyonu, bir de çoğu sone biçimindeki
şiirlerinin yer aldığı bir not defteri bıraktı.

Share This:

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)