dayı,

16-19. yüzyıllar arasında Osmanlı
eyaletlerinden Garp Ocakları’nda (Cezayir,
Tunus ve Trablusgarp) seçimle işbaşına
gelen asker ya da denizci kökenli yöneticilere
verilen unvan.
Dayılık ilk olarak, Garp Ocaklan’nın(*)
oluşturulmasından kısa bir süre sonra,
1591’de Tunus’ta ortaya çıktı. Bir ayaklanma
sonucunda bölgede yönetimi fiilen ele
geçiren yeniçerilerin bölük âmirlerine bu
unvan verildi. Aynı yıl Kerrase adı verilen
paşa divanından ayrı bir de Divan-ı Guzat
oluşturuldu. Yeniçeri ağası ile birlikte dayılar
da bu divanın üyesiydiler. Dayılar divanda
aralarından birini yönetimin ve askeri
gücün temsilcisi olarak seçerlerdi. Seçilen
dayı, hukuken beylerbeyinden sonra gelmesine
karşın, fiilen eyaletin yöneticisiydi.
Dayılık Trablusgarp’ta 1603’te, Cezayir’deyse
gene bir dizi ayaklanma sonucunda
1689’da başladı. Tunus’ta etkisini yitirerek
1705’te yerini yerel beylere bırakırken, Cezayir’de
1830’a, Trablusgarp’ta da 1835’e
değin sürdü.
Yönetimi askeri güce dayanarak ellerinde
tutan dayılar, bölgelerinde mutlak bir otoriteyi
temsil ederlerdi. Osmanlı yönetimiyle
açıkça ters düştükleri zamanlar ise sert
yaptırımlarla karşılaşırlardı. Örneğin 1689-
1830 arasında başa geçen 30 Cezayir dayısından
14’ü Osmanlı yönetimince idam edilmiştir.
Biçimsel olarak Osmanlı Devleti’ne
bağlı olan dayılar, atadıkları “nazır” aracılığıyla
merkeze danışmadan diplomatik ilişkiler
kurar, elçi kabul edebilirlerdi.
Dayılar Yeniçerilerin ulufelerinden ve limanlardabarınan korsanlar ile yerel beylerden
pay alırlardı. Yerli ve yabancı tüccarlarla
da ortaklık kurarlardı. Yaşamları sıkı
kurallara bağlıydı; perşembe ve cuma günleri
dışında özel konutlarına gidemezlerdi.

Share This:

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)