davranışçılık

temelde ölçülebilir ve gözlemlenebilir
verilerle ilgilenen, düşünceleri,
duyguları, iç zihinsel deneyimleri ve etkinlikleri
genellikle dışlayan psikoloji okulu.
Özellikle I. ve II. Dünya savaşları arasında
psikoloji kuramlarına egemen olan davranışçılık,
canlıyı dış çevreden ve iç biyolojik
süreçlerden kaynaklanan koşullara (uyaranlara)
“tepki verme” durumuyla ele alır.
Dönemin düşünce yaşamına egemen olan
Yapısalcılık akımı, psikolojiyi bilinçliliğin,
deneyimin ya da zihnin bilimi olarak ele
almaktaydı. Bedensel etkinlikler dışlanmamakla
birlikte, başlıca ilgi, bunların zihinsel
olaylarla ilişkisi üzerinde yoğunlaşmıştı.
Sonuç olarak psikolojinin ayırt edici yöntemi,
kişinin kendi zihninin işleyişini gözlemleyip
bildirmesine dayanan bir içebakıştı.
Başlangıçta davranışçılığın ilkeleri, ABD’li
psikolog John B. Watson tarafından, içgözleme
dayanan psikoloji kuramlarına tepki
olarak belirlendi. Watson şöyle yazıyordu:
“Davranışçılığa göre ‘bilinçlilik’ ne tanımlanabilen,
ne de kullanılabilen bir kavramdır;
yalnızca, eski çağlardaki ‘ruh’ sözcüğünün
karşılığı olan başka bir sözcüktür. Bu yüzden
eski psikoloji bir tür örtük dinsel
felsefenin egemenliğindedir” Behaviorism
(1924; Davranışçılık). Davranışçılık “hem
çağdaş kuramlardan, hem de geleneksel
kavram ve terimlerden koparak, psikolojide
yeni ve taze bir başlangıç yapmaya girişmiştir”
Psychology from the Standpoint o f a
Behaviorist (3. bas., 1929; Bir Davranışçının
Bakış Açısından Psikoloji). İçebakıştan
vazgeçilmeli, yalnızca, fizikte ya da kimyada
olduğu gibi, bağımsız gözlemcilerin aynı
nesne ya da olay üzerinde yapacakları
gözlemler geçerli sayılmalıydı. Böylece psikoloji“doğabilimlerinin tümüyle nesnel ve
deneysel bir dalı” olacaktı. Soyut görünseler
de, bu önerilerin çağdaş psikoloji ve
sosyal bilimler üzerinde ve insanın kendisine
ilişkin kavramlarında köklü bir etkisi
oldu.
Watson’in nesnelci görüşleri, düşünce tarihindeki
birçok gelişme içinde de öngörülmüştü
ve gerçekte, 19. yüzyıl sonlarından
başlayarak biyoloji ve psikolojide ortaya
çıkan güçlü eğilimleri içinde taşıyordu. Bu
yüzden Watson’in “öznel konuları gömme”
isteği geniş destek buldu. 1920’lerin başlarından
1950’lere değin davranışçılık yöntemsel
anlamda ABD psikolojisine egemen
oldu ve uluslararası boyutta geniş yankılar
uyandırdı. Davranışçılığın, Gestalt psikolojisi
ve psikanaliz gibi başlıca alternatifleri de
deneysel verilerden yararlanan yöntemler
ortaya attılar; bu da, deneysel temele dayalı
varsayımları nesnel olarak doğrulama gerekyaşam boyu bağlanan bakanlık aylığı da
kesilmedi. Walsingham’in ölümüne (1590)
değin mühür gelirlerinden bakan olarak
payına düşeni aldı. Eski konumuna dönmesini
sağlamaya yönelik girişimlerin sonuç
vermemesi üzerine Stepney’e çekildi.

Share This:

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)