Cinas

cinas, ses ve yazılış bakımından aynı,
anlamca farklı sözcükleri bir arada kullanma
sanatı. Cinaslı sözcüklerin bir cümlede
toplanmasına da “tecnis” denir. Söz arasında,
bazı ek ya da sözcüklerin de yardımıyla
çok anlamlı bir sözcüğü her defasında ayn
anlama gelecek gibi tekrarlamak, sözcükleri
cinaslı kullanmak demektir. Cinas uyak
olarak kullanıldığı gibi dize içinde de yer
alabilir.
Cinas, özellikle mizahi konularda okuyucuyu
oyalar. Nükte ve inceliğe yol açarak
hoş bir düşünce ve söz oyunu yaratır. Divan
şiirinin önemli söz sanatlarından sayılan
cinas ana çizgileriyle “tam” ve “nakıs”
(eksik) olmak üzere ikiye ayrılır. Tam
cinas, harflerin çeşitleri, sıraları, sayıları ve
seslerinin aynı olmasıdır: “Kısmetindir gezdiren
yer yer seni/Arşa çıksan akıbet yer yer
seni” beytinin ilk dizesindeki “yer yer”
biçimindeki tekrar grubunun, ikinci dizede
eylem (yemek eylemi) ve ad (toprak) olarak
kullanılması bir tam cinas oluşturur. Eksik
cinas ise söz konusu iki sözcükten birinin
çeşit, sayı ya da ses bakımından, farklılık
göstermesidir. “Uğrarız sadmesine her gelenin/
Bu da bir sadmesi bir hargelenin”
beytinde böyle bir durum söz konusudur.
Bazen cinaslı sözcüklerin sırasında bir farklılık
görülebilir. “Doğrul ey dil sen cer
istersen şehin dergâhına / Kim anın yüz bin
kulu var Sencer ü Toğrul gibi” beytinde bu
durum söz konusudur.
Eski şairlerin Arapça ve Farsça sözcükleri
çokça kullanması, cinasın sınırlarını genişletmiştir.
Böylece başında ya da sonunda
fazla harf bulunan sözcükler (dem-âdem;
çeşm-çeşme) ve hatta ortasında fazla ya da
değişik ses bulunan sözcükler (cem-câm) ile
ses farkı olan sözcükler de (nâr-yâr) cinaslı
kabul edilmiştir. Cinas yaygın ve sevilen bir
sanat olduğu için, özünü cinasın oluşturduğu
“iştilcak”, “kalb” , “iyham”, “müşakele”,
“akis” , “reddü’l-acz ale’s-sadr” gibi yeni
sanatların doğmasına da yol açmıştır.
Türk halk edebiyatında cinasın uyak olarak
ayn bir yeri vardır. Özellikle koşma ve
mani türlerinde cinaslı örnekler söz sanatı
bakımından önem taşır. Halk bilmecelerinin
manzum olanlarında da uyakların cinaslarla
kurulduğu görülür.
Âşık edebiyatında uyakları cinaslı olan
koşmalara “cinaslı koşma” ya da “tecnis”
adı verilir. Genellikle kalem şuarası (saz
çalmayan ve şiirlerini doğaçtan söylemeyen
okur yazar âşık) ve Doğu Anadolulu âşıklar
tarafından söylenen tecnisler, söz ve ses
oyunlarına dayanan ilginç şiirlerdir. AzerbaycanlI
âşıklar da tecnis söylemeye önem
verdikleri için koşma biçiminde ve çeşitli
cinas oyunlarıyla yazılıp söylenen “gara
(düz) tecnis”, “ayaglı tecnis”, “dodag (dudak)
deymez tecnis”, “dil teprenmez (oynamaz)
tecnis”, “zincirleme tecnis”, “nögtesiz
(noktasız) tecnis” , “tecnis evvel âhir” jib i
daha pek çok türler geliştirmişlerdir. Aşık
havalan içinde cinaslı sözcüklerin anlamlannı
tam verebilmek için vurguya çok özen
göstermek gerektiğinden, tecnis okumanın
ayrı bir önemi ve güçlüğü vardır.
.Cinaslı maniler mani türünün en sanatlı
örnekleri arasında yer alır. Yapı bakımından
düz mani biçiminde ye cinaslı olanlar
bulunduğu gibi, daha çok İstanbul’un semai
kahvelerinde, külhanbeyi muhitlerinde, çalgılı
meyhanelerde okunan ve “ayaklı mani”
ya da “kesik mani” diye bilinen cinaslı
maniler de vardır: “Zalim kasap elinden /
Ne çeker dertli koyun / Bu sevdadan ölürsem
/ Adimi dertli koyun”. Cinaslarının
oldukça sağlam oluşuyla dikkati çeken bu
manilerde dize sayıları artabilir. Azerbaycan’da
mani türünün karşılığı olan bayatılann
birçoğu, ayrıca Doğu ve Güneydoğu
Anadolu’nun bazı illeriyle Kerkük yöresinde
söylenen hoyratlar da cinas yönünden
zengin halk edebiyatı ürünleridir: “Yanan
yar / Tutuşan yar, yanan yar / Koyma el
umuduna / Götür beni yanan (yanma) yar”
cinayet, ceza hukukunda’, bir kişinin başka
bir kişiyi öldürmesi. Geniş anlamda adam
öldürme her zaman ağır suç sayılan bir
eylem niteliğini taşımaz; bazı adam öldürme
eylemleri haklı bir’, nedene dayanabilir.
Örneğin ağır bir suç işlenmesini önlemeye’
ya da bir yasa temsilcisine yardımcı olmaya
yönelik adam öldürme eylemi suç oluşturmaz.
Meşru müdafaa gibi nedenlerle adam
öldürme de yasalarda mazur görülmüştür.
Cinayet, yürürlükteki ceza yasasına göre
haklı ya da mazur görülmeyen adam öldürme
eylemidir. Bütün hukuk sistemlerinde
cinayet türleri arasında kesin ayrımlar yapılır.
Verilecek cezalar cinayeti işleyenin
amacına, davranışının ne ölçüde tehlikeli
olduğuna ve cinayetin işlendiği ortama göre
büyük değişiklikler gösterir.
Angloamerikan ceza yasalarında cinayet
birkaç ayn suç biçiminde düzenlenmiştir;
yetkili yargı makamı, her suç için öngörülmüş
olan sınırlar içinde cezaya hükmeder.
Bir başka ağır suçun işlenmesinden doğan
ya da kasıtlı adam öldürme eylemi cinayet
(murder) .sayılır. Mağdurun kışkırtması gibi
bir nedenle önceden tasarlamadan ya da
şiddetli bir duygusal- tepkiyle adam öldürme,
kasıtsız cinayet (manslaughter) olarak
kabul edilir. Kasıtlı cinayet idam ya da
ömür boyu hapisle cezalandırılır. Buna
karşılık kasıt bulunmadan (örn. ihmal ya da
takrirle) işlenen cinayet için genellikle belirlenmiş
bir tavana göre ağır hapis cezası
verilir.
Avrupa ceza yasaları ve bunu örnek alan
öteki ceza yasaları, haklı bir nedene dayanmayan
bütün adam öldürme biçimlerini
cinayet olarak tek bir grupta toplamakla
birlikte, cinayetin işlendiği ortama bağlı
olarak farklı cezalar öngörür. Bazı ülkeler
kendi toplumsal koşullarından yola çıkarak
bazı özel durumlara ilişkin düzenlemeler de
getirmiştir. Örneğin Japonya’da kendi soyundan
bir kişiyi öldürenlere en ağır ceza
verilir. İtalya’da cinayeti işleyen kişinin,
onurunu kurtarmaya yönelik ani ve şiddetli
bir duyguyla davranmış olması durumunda,
cezanın hafifletilmesi yoluna gidilebilir. Avrupa
ceza yasalarında, Angloamerikan ceza
yasalarında olduğu gibi, kasıtlı ve tasarlanmış
adam öldürme ile düşüncesizlik, ihmal
ve kışkırtma sonucu işlenmiş cinayet arasında
ayrım yapılır. Bütün hukuk sistemlerinde
ceza verilirken göz önüne alman en
önemli aynm çizgisi eylemin kasıtlı olup
olmaması, davranışın toplumsal bir tehlike
içerip içermemesine göre belirlenir.
Angloamerikan sistemleri adam öldürmenin
kasıtlı cinayet sayılması için bir kasıt ya
da taammüd (tasarlama) unsurunun bulunmasını
zorunlu görür. Bu, bir başkasını
öldürmeye çalışırken yanlışlıkla üçüncü bir
kişiyi öldürme, takrir ya da ihmal olarak
yorumlanabilecek aşın düşüncesizlik ve tehlikeli
bir iş yapma sırasında adam öldürme
gibi durumlarda söz konusu olan “dolaylı
kasıt”ı da içerir. Hint ceza sistemi suçlunun
davranışının yaratacağı tehlikeyi bilmesi
gerektiği ilkesinden hareketle ihmal sonucu
olarak düşüncesizce suç işlemeyi kabul etmez.
Öteki yargı sistemlerinde bu konu
daha belirsizdir. ABD’de birçok eyalet
birinci ve ikinci derecede kasıtlı cinayet
arasında ayrım yaparak, idam cezasını açık
kasıtla sınırlı tutmuştur.
Kara Avrupa’sı ceza yasalan, İngiliz sistemine
göre, suçlunun davranışının içerdiği
tehlikeye ve suçun işlendiği ortama daha
çok ağırlık verir. Bu bakımdan Avrupa
ülkelerinde ölümle sonuçlanan yaralamalarda
ve düşüncesizlikten çok, ihmalden kaynaklanan
ölümlerde Angloamerikan sistemlerine
oranla daha ağır cezalar verilir.
İngiltere’de cürüm niteliğinde cinayet yalnız
az sayıda ağır suçla sınırlıyken Avrupa ceza
yasalan genellikle öldürücü silah kullanılması
durumunda her türlü adam öldürmeyi
kasıtlı cinayet olarak cezalandınr. Buna
karşılık Avrupa ceza yasalarının suç saymadığı
“acıma duygusuyla öldürme” Angloamerikan
sistemlerinde cinayet olarak kabul
edilir,

Share This:

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)