Sözlerin Asılları

Aşık Atmak

Aşık Atmak Aşık, koyunların bileklerindeki bir kemiktir. Bu kemik parçası, tabiri caizse eski devirlerin misketiydi. Çocuklar aşık ile çeşitli oyunlar oynardı. Mesela birinci çocuk aşığı atar, aşığın duruşu tespit edilirdi. Sonra bütün çocuklar aşıklarını atar, kimin aşığı ilk atılan aşığa benzerse o, ilk atanın aşıklarını alır; benzemezse kendi aşıklarını verirdi. Bu oyun günümüz çocuklarının misket oyunlarının ataşıydı. Zamanla bu oyuna ...

Devamını Oku »

Kulak ardına atmak

 Kulak ardına atmak Namaz müminin miracı, Allahü Teâlâ’nın huzurunda olduğu andır. Onun huzurunda, Allahü- ekber” diyerek namaza başlarız. “Allahüekber” diye söylememiz, başparmağımız kulak mememize değdiği zaman biter ki bu hareket, dünyaya ait her şeyi geride bırakmak, kulak ardına atmak manasına gelir. “Kulak ardına atmak” zamanla deyimleşmiş, unutmak, aklına getirmemek gibi manalar kazanmıştır. Umursamamak manasında da kullanılmaktadır. Share This:

Devamını Oku »

Binbaşıyı Emekli Eden Miğfer

Binbaşıyı Emekli Eden Miğfer Yemen harekâtında Polathane Redif Taburu’nu idare eden Binbaşı Mustafa Bey’in, açık arazide harbeden piyade askerlerinin ekseriyetle başlarından ve omuzlarından yaralandıklan dikkatini çeker. Askerî müzede bulunan eski miğferler gibi çelikten yapılacak miğferlerin kullanılmasının bu tehlikeyi önleyebileceğini bir raporla Harbiye Nezareti’ne bildirir. Ancak dikkate alınmaz. Meşrutiyet’in ilanından sonra aynı raporunu bu defa bizzat arz eder. Takdirname beklerken boş ...

Devamını Oku »

Ahiret Bayrağı

Ahiret Bayrağı Haçlılara karşı zafer ve fetihleri ile meşhur Selâhaddin Eyyubî, 4 Mart 1193 tarihinde Şam’da vefat etmiştir. Vefatına yakın, kapısının önündeki devlet bayrağını kaldırtıp onun yerine aynı direğe kefenini astırmış ve bu hazin işe memur ettiği bayraktar, avazı çıktığı kadar durmadan bağırarak şu acı gerçeği ilan etmiştir: “Sultan Selâhaddin’in dünyadaki fetihlerinden ahirete götürebileceği şey, işte bu kefenden ibarettir.” Share ...

Devamını Oku »

Ahfeş’in Keçisi

Ahfeş’in Keçisi İslam âlimlerinden İmam Ahfeş, talebeliğinde ne kadar çalışırsa çalışsın derslerini kavramakta zorluk çekermiş. Bu halini gören hocası ona öğrendiği dersleri başkasına anlatmasını tavsiye etmiş. Bu tavsiye üzerine küçük Ahfeş, önüne çıkan herkese öğrendiği dersleri anlatmaya başlamış. Bir müddet sonra etrafındakiler bu durumdan bıkmış ve Ahfeş’i gören yolunu değiştirmeye başlamış. Bunun üzerine Ahfeş, bir keçi satın almış ve dersleri ...

Devamını Oku »

Adalet terazisi daima avucunda dursun !

Dursun kef-i hükmünde terâzû-yı adâlet Havfın var ise mahkeme-i rûz-ı cezâdan Ziya Paşa (Eğer mahşer gününde kurulacak mahkemeden korkuyorsan adalet terazisi daima avucunda dursun) Share This:

Devamını Oku »

SÖZLERİN ASILLARI “Kazan Kaldırmak”

 “Kazan Kaldırmak” Yeniçeriler, disiplinin gevşediği dönemlerde isyanlar çıkarmış, devlete çok büyük zararlar vermişlerdir. İşte böyle isyan zamanlarında Yeniçeriler yanlarında yemek kazanlarını götürmeyi adet edinmişti. Bu adet zamanla isyanların simgesi ve ismi oldu. Bu deyim ayaklanmak ve topluca baş kaldırmak anlamında kullanılmaya başlandı Share This:

Devamını Oku »

SÖZLERİN ASILLARI Şapa Oturmak

SÖZLERİN ASILLARI Şapa Oturmak Kara yoluyla hacca gidenler Recep ayında, deniz yoluyla hacca gidenler Şaban ayında yola çıkarlardı. Kâbe-i Muazzama, arefe günü zemzem ve gülsuyuyla yıkandıktan sonra, eski örtüsü çıkarılır, payitahttan gelen yeni örtüsü örtülür ve kurban bayramına bu yeni örtüsüyle çıkardı. Gemiyle gelenleri bekleyen tehlikelerden biri de Kızıldeniz’di. Eski ismi “Şap Denizi” olan Kızıldeniz, “şap” denilen beyaz kireç taşlarıyla ...

Devamını Oku »

Boğaz Meselesi

Boğaz Meselesi -Boğazlar meselesi hallolunuyormuş okudun mu?.. -iyi ama… Bizim boğazlar meselesi gittikçe güçleşiyor… (Musavviri: Salahaddin – Akbaba, 18 Kanunuevvel 1338 (18 Aralık 1922), n.7, s.3) Share This:

Devamını Oku »

BİLİYOR MUYDUNUZ?

BİLİYOR MUYDUNUZ? İkinci Abdülhamid Hanın, yabancı devletlerin Anadolu’da yeni dinî ziyaretgâhlar açmalarına müsaade etmeyip kültür emperyalizmi gayretlerinin arkasında yatan tehlikeye karşı Hıristiyan misyonerleri sıkı bir şekilde takip ettirdiğini… Share This:

Devamını Oku »

En Üstün Haslet Nedir?

En Üstün Haslet Nedir? Abdullah bin Mübârek’e (r.h.) soruldu: “insandaki en üstün haslet hangisidir?” “Kâmil bir akıldır.” buyurdu. “Eğer o yoksa?” “Güzel edeptir.” buyurdu. “O da yoksa?” “Kendisiyle istişare edilecek şefkatli bir kardeş.” “O da yoksa?” “Devamlı sükût.” “O da bulunmazsa? dediler. “Ölmektir.” buyurdu Share This:

Devamını Oku »

İlk Sibernetik Âlimi

İlk Sibernetik Âlimi Sibernetik; makine ve canlılarda, kontrol ve haberleşmenin şartlarını ve kanunlarını tespit eden bir ilim dalıdır, ilk sibernetik âlimi, Cizreli Ebü’l-Izz el-Cezerî’dir. Diyarbakır’da hüküm süren Artukoğulları Türklerinden olan El-Cezerî, sekiz asır önce Türk saraylarının makineleşmesini sağlamış, bu sahada birçok kitap yazmıştır. Her millet, sibernetik tarihinde kendi yetiştirdikleri bilginlerle iftihar etmişlerdir. Fransızlar matematikçi Paskal ve filozof Descartes’ı, Ingilizler bilgisayar ...

Devamını Oku »

Ayıkla Pirincin Taşını

Ayıkla Pirincin Taşını Genellikle, bir işi hallederken daha karmaşık ve zor bir durumla karşı karşıya kalındığında kullanılan bu deyimin hikâyesi Osmanlı padişahı Sultan ikinci Selim devrinde yaşanan bir hadiseye atfedilir. Sultan ikinci Selim Yemende çıkan isyanları bastırmak üzere Sinan Paşayı yollamış. Sinan Paşanın karışıklıkları bastırmasından sonra Yemende uzun yıllar sürecek Osmanlı hâkimiyeti tekrar başlamıştır. Bir gün Sinan Paşanın ordusu çölde ...

Devamını Oku »

Gururdan Kaçınmak…

Gururdan Kaçınmak… Yavuz Sultan Selim Han, iki yıl süren Suriye ve Mısır seferinden dönüşte ikindi vakti Üsküdar’a gelmişti. Bütün beylere paşalara, gece oluncaya kadar Üsküdar’da kalınarak karşıya karanlık basınca geçileceği emrini verdi. Bazı devlet ricali gündüzden geçilmesini daha uygun bulduklarını, geceyi beklemenin niçin gerekli görüldüğünü sordu. Padişah: “Bütün dünyada yankı uyandıran büyük bir zafer, şan ve şerefle dönüyoruz. Gündüzün İstanbul’a ...

Devamını Oku »

”Balık Kavağa Çıkınca”

”Balık Kavağa Çıkınca” Eskiden, denizde balığın bol olduğu sezonlarda İstanbul’da Yemiş İskelesi’nde ve Balık Pazarı’nda başlayan satış halkası semt semt genişlermiş. Eğer çok fazla balık olursa Tophane’den Rumeli Kavağı’na ve Üsküdar’dan da Anadolu Kavağı’na kadar balık satışı yayılırmış. Balıkçıların Rumeli ve Anadolu Kavağı’na kadar gitmesi ise ancak seyrek görüleli bolluklarda olurmuş. Bir gün yaşlı bir kadın balık almak için pazara gelmiş, ...

Devamını Oku »

Okur ve Yazar ‘Bir’Adam

Okur ve Yazar ‘Bir’Adam Şair Keçecizade izzet Molla ile meşhur hattat Yesarizade çok sık görüşürler ve hep beraber gezerlermiş. Yine bir gün birlikte dolaşırlarken Sultan ikinci Mahmud’un araba ile yanlarından geçmekte olduğunu görünce hemen kenara çekilip padişaha selâma durmuşlar. Padişah da onları selâmlamış ve iltifat olsun diye: “Allah dostluğunuzu muhafaza etsin. Bakıyorum, hep beraber görünüyorsunuz.” deyince, Keçecizade izzet Molla: “Padişahım, ...

Devamını Oku »

Yakası Açılmamış

Yakası Açılmamış Kimsenin bilmediği, gün yüzü görmemiş manasında kullanılan bu tabir eski bir Osmanlı âdetine dayanır. Eskiden pantolonlar, gömlekler, şalvar, urbalar, çarşaflar, peşkirler hep evlerdeki el tezgâhlarında dokunurdu. Evlerde genellikle câmedanlık denilen çamaşır torbası duvarda asılı durur veyahut sandıklarda saklanırdı. Duvardaki bohçada birkaç sene yetecek çamaşır, urba, çarık, çedik, ok, yay, tüfek hazır bulunurdu. Bir seferberlik oldu mu, câmedanlığını alan, ...

Devamını Oku »

Devlet Gibi Adam

Devlet Gibi Adam Ünlü ressam Namık İsmail’in, 1920’li yıllarda, hem son model spor bir arabası, hem de yat sayılabilecek büyük bir teknesi varmış. O yıllarda bunların ikisine birden sahip olanların sayısı üçü beşi geçmezmiş. Ahmet Haşim, Namık İsmail’in bu saltanat içindeki halini söyle ifade edermiş: – Devlet gibi adam, hem kara kuvvetleri var hem deniz kuvvetleri!.. Share This:

Devamını Oku »

SÖZLERİN ASILLARI “Alnı Açık Olmak”

SÖZLERİN ASILLARI “Alnı Açık Olmak” Eski devirlerde suç işleyenlerin, cezalarına göre alınlarına kızgın demirle damga vurulurmuş. Şimdiki gibi adli siciller, cerâim defterleri, nüfus kayıtları olmadığından, herkesin ne olduğu alnının lekeli veya lekesiz olmasından anlaşılırmış. Alnında damga olan insanlar bunu saklamak için külahını, takkesini alnına kapatarak gezermiş. Bazısı da yere bakıyormuş gibi yaparak yüzünü, dolayısıyla alnını aşağıya eğermiş. Hayatı temiz geçmiş ...

Devamını Oku »

GÜLME KOMŞUNA

GÜLME KOMŞUNA Fatih Sultan Mehmed Han’ın istanhul’un Fatih semtinde yaptırdığı cami ve külliye zaman zaman depremler ve su baskınlarına maruz kalmıştı. Bu âfetlerin en şiddetlisi 1766 depremi Olup, bu sırada cami ve türbe çok büyük tahribata uğramıştır. Sultan üçüncü Mustafa Han 1766-1771 yılları arasında külliyeyi yeni baştan inşa ettirmiştir. İşin en ilginç tarafı ise istanbul’da meydana gelen bu depremi duyan ...

Devamını Oku »
bool(false)